МАРШЬАН - Маршан

Маршания

веб-сайте

MARŞAN'LAR

ANA SAYFA

 

Kirmizi  -  Marshan Family

Intro Page

 

İletişim:

tugrul.kirmizi@gmail.com

 

Web adresleri - Favorite links:

Web Adresleri

 

Please click on:

 Abkhazian History

 

Lütfen tıklayınız

Kökler ve Soyağaçları Sayfası

Генеалогия



 

Visits since August 14, 2011
14 Aüustos 2011 den itibaren ziyaretçi sayısı

 

 

Please use "Turkish" encoding

Please use "Google Chrome" and "Google Translate" to view the page in your preferred language

Пожалуйста, используйте "Google Chrome" и "Google Translate" перевернуть страницу внужный язык

 

YOLUMUZU AYDINLATAN BÜTÜN IŞIKLAR ADINA

  RAHMETLİ  HRİPS YPA  A`MARŞAN İMRAN HİRPS ANISINA

HİÇ BİR ŞEY ÖLMEZ, HER ŞEY YAŞAR

 

ANCHA ABAZARA & APSUWARA & AZAXGHARA YIWMIRDZIN

MARŞAN PRENSLERİNİN  ARMASI
 

LES ARMES DE PRINCES MARCHANIA

COATS OF ARMS OF MARSHAN PRINCES

Гербы князей МАРШЬАН - Маршан - Маршания

 

 

 
 

Hrips ypa Marshan Family Genealogy - Hrips ypa Marşan Ailesi Soy Ağacı

 

 
 

"Hrips ypa a`Marşan Ailesi Soy Ağacı"  konusunda Merhum Sayın İmran Hırpıs`ın ( Hrips ypa  a`Marşan)   çok değerli emeklerine ve buna bağlı direktiflerine  ve Sayın Şehnaz Ünügür'ün (Hrips pha a'Marşan) görsel tasarımına teşekkürlerimizle.

"Hrips ypa a`Marşan Ailesi Soy Ağacı" için kullanılmış olan bilgilerin tamamı Merhum Sayın İmran Hırpıs`a ( Hrips ypa  a`Marşan) aittir. Kendisinin uzun yıllara dayanan çok değerli çalışması olmasa idi bu soy ağacının ortaya konması mümkün olamazdı. Rahmetler olsun.

 

 
 

Hrips Damgası

-Kuzey Kafkasya Sülale Adları ve Damgaları-


Kafkasyalı toplumlarda sülale adı ve tarihine sahip olmak, onu bir sonraki kuşağa aktarmak çok önemlidir. İster anavatanda ister diasporada olsun hangi boya ve soya ait olduğunu bilir. Aynı soyadını taşıyan herkes birbirini akraba sayar ve klan içi evliliklere izin verilmez. Çerkeslerin toplumsal yapısı soy topluluğu (klan) özelliği taşır. Ortak bir atadan geldiğine inanan ve aynı soyadını taşıyan aileler soy topluluklarını (lhepk) oluşturmaktadır. Her lhepk’in eşyalara ve hayvanlara vurulmak üzere en az iki adet damgası bulunur. Klan özelliği taşıyan diğer uluslar; Arnavutlar (fis), İskoçlar ve İrlandalılardır.


Soyadı, batıda ilk kez 14. yüzyılın ikinci çeyreğinde (1375) gözükmüştür. Soyadı kullanımı, ilk kez Fransa ve İtalya’da XI ve XII. yüzyılda gerçekleşmiştir. Çin’de rivayete göre; İmparator Fu Xi zamanında yaklaşık olarak 2852 M.Ö. ‘de kullanıldı. İmparator, isimlendirme sistemini hayata geçirdi. Ancak Shang Hanedanı dönemine kadar kullanılan isimler Ana soyluydu.
Keza Kızılderililerde de ana soylu bir isimlendirme söz konusuydu. Özelikle Apalaş Dağlarının doğusunda kalan kabilelere, çocuk annesinin klanına aitti. Baba evlendikten sonra eşinin klanına geçiyordu. Klan adları , hayvan isimlerinden oluşmaktaydı.


Modern çağda, dünya çapında pek çok kültürde özellikle Avrupa, emperyalist çağında ve özellikle 17-19. yüzyılda özellikle idari nedenlerle, aile adlarını kullanarak uygulamasını benimsedi. Soyadı kanunları 19. yüzyılda ortaya çıkmaya başladı: Hollanda (1811), Japonya (1870), Tayland (1920) ve Türkiye (1934) sayılabilir. Bununla birlikte, evrenselleşmedi: İzlandalılar, Tibetliler, Birmanya, Cava ve Doğu Afrika’da birçok insan grupları aile isimleri kullanmazlar.


Kafkasya’ya Medeniyeti getirdiği iddiasına sahip olan Rusya’da ise soyadı kullanma sadece feodallerin hakkıydı. Emekçiler ise ancak 1861 yılında köleliğin kaldırılmasıyla bu hakka kavuşmuştur. Ekim Devriminden önce Kırgız, Özbek ve Türkmen gibi halkların da soyadı yoktu. Çerkesler dışında pek çok toplum, soy adlarıyla değil, mensup oldukları köy adlarını, baba veya dede adlarını aile adı olarak kullanmış, kimi zaman fiziksel lakaplarıyla ön plana çıkmıştır.


Bir noktaya özellikle değinmek gerekir. Evet, soyadı modern çağın getirdiği bir etikettir. Türkler başta olmak üzere pek çok toplumda lakaplar, baba adları aileyi veya bireyi tanımlamaya yönelik kullanılıyordu. Ancak, hiç biri Kafkasyalılardaki kullanma şekline ve belirgin bir sülale adına sahip değildi. Bu yüzden sülale adlarının varlığı, bizim toplumumuzda bir etiketten öte, bir kimlikti.


Çerkes (Tüm Kuzey Kafkasyalılar için kullanıyorum) soyadları diğer uluslarda olduğu gibi toplumsal ilişkilere bağlı olarak oluşmuştu. Çerkes soyadlarının türeyişleri, anlamları ve yapılarına göre oluşumlarında etken olan özellikler şunlardır:


—Ata adından türetilen sülale adları
Pek çok sülale adı, ata adından gelmektedir. Anlamı ne olursa olsun sülale adları, ata adı, ataya verilen lakaplardan meydana gelmiştir. Çerkes olmayan bir çok toplumda da bu var ama bir soyadı olduğu anlamına gelmez. Ayrıca bu zaman içinde oluşmuş sülale adları, asıl sülalerin altında oluşmuş sülalelerdir, diğer halkların soyadlarıyla bir tutulamaz.
(Abas, Abdurrehman, Astemır, Alhas vs.)


—Hayvan adlarından türetilenler
Bu tür soyadlarının kullanılmasının nedeni, hastalıklardan, ölümden ve nazardan korunma isteği ve hayvanda bulunan bazı özelliklere sahip olunacağına inanılarak alınmıştır.
Mışe (ayı), Bace (tilki), Dığuj /Tığuj (Kurt), vs.


—Kişinin görünüşüne, hareket ve tavırlarına göre oluşmuş sülale adları
(Daxe, Ts’ıuk, Lheşako, Fıj v.s.)


—Etnonim adlardan türetilen soyadları
Bunlar İnsanların hangi boya, millete mensup olduklarını gösteren soyadlarıdır. Bu tür soyadları azınlık olarak kalmış sülalelerce kullanılmıştır.
(Abaze, Avar, Agoy (Şapsığ boyu), Aksıre (Tatarca bir kelimedir), Dıgorlı (Digor-lu), Yermelı (Ermeni), Jane, Kabarda, Sone (Svan), Neğoy (Nogay) vs.)


—Coğrafi terimlerin kullanılmasıyla oluşturulmuş soyadları
Altud, Arvan,Dombey (Karaçay-Çerkes’te bir bölge) Mezdegu (Mozdok), Şecem, Meşıko (Kabardey-Balkar’da bulunan tepe grubu) vs.


—Dini ve mitolojik kökenli soyadları
(Yislam,Şogen, Jıne, Merem, Mola, Yefendi, Karden, Nartoko, Nartıj, Nartşaw, Lhepş vs.)


—Meslekle ilgili soyadlar
(Şınaho, Şıbzıho , Ğukel’, Dışek’, Bjaho, Vakaş’e, Ceguako, Wusta, Şk’aho, Şık’ebaho, Şıho vs.)


—Başka dillerden alınan soyadları
Aliy, Alişa, Mirza, Tırkuav, Vumar vs.


—Toplumsal saygınlığı ve toplum içindeki statüyü belirleyen soyadları da bulunmaktadır Bu tür soyadlarının oluşmasında kötülüğü görülenlerin kınanması ve toplumsal hafızada yer edinmesi amacı ön plandadır ancak zamanla bu soyadları gerçek anlamlarını yitirdi
Deleko, Wanetığu, vs.


Ayrıca statüsel soyadları bulunmaktadır: Pşımaf, Tume gibi.


Bunlar ilk başta tespit edebildiklerimizdir. Ayrıca, birbirlerinden derin vadiler ve coğrafi engellerle ayrılmış olmalarına rağmen Kafkas halkları arasında yer değiştirmeler olmuş ve bir çok aile, mensubu olduğu halkın dışında yerleşme imkanı bulmuştur. Bu tür yapılanmalarda kan davasından kaçma, ekonomik sıkıntılar ve feodal beyin baskısı önemli faktörlerdir. Kafkas Rus savaşları neticesinde pek çok soy mensubu olduğu boyun dağılmasıyla nispeten büyük soylar halinde yakın boylara karışarak varlıklarını sürdürmektedir. Natuhaylar bu durumun en iyi örneğini teşkil etmektedir: Şehetl,Yerguj, Karzeg ve Vorkoj gibi sülaleler bugün Şapsığ boyunun içinde varlığını sürdürmektedir.


Dağıstan'a kadar olan sahada ortak sülalelere, geçişlere sıklıkla rastlanmaktadır. Dağıstanda ise; dini ya da savaş sonrası sebeplerden dolayı, diğer uluslardan sülalelere rastlamak mümkündür.


Bununla beraber, çok fazla büyüyen soylar zaman içinde bölünerek kardeş sülaleleri meydana getirmiştir. Bazı kelimeler de örneğin Cate (Kılıç), soy adlarında ortak öğeye dönüşmüştür: Cetaw (Ketaw, Çetaw), Caterıve, Cateğaj, Catoko, Catej, Catejoko gibi.
-ÇETAO NART

https://www.facebook.com/AlacaKorpinarKoyu/posts/1670312966616218/

---------------------------------------------

https://www.jinepsgazetesi.com/makale/kuzey-kafkasya-sulale-adlari-ve-damgalari-ix-bolum-1284

 

 

 

 

 

 

Fotoğraf tarihi 1953

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

Merhum Sayın İmran Hırpıs ( Hrips ypa  a`Marşan)

 

 
 

"Hrips ypa a`Marşan Ailesi Soy Ağacı"  ve "Marşanlar Web Sitesi" konusunda Merhum Sayın İmran Hırpıs`ın ( Hrips ypa  a`Marşan)  tarafıma ilettiği ve benim emir olarak kabul ettiğim vasiyet niteliğindeki mektubu yukarıdadır.

 

 
 

""Marşanlar Web Sitesi" ve burada yayınlanan "Hrips ypa Marşan Ailesi" soy ağacı hakkında önemli not:

Değerli Soydaşlarımız, Sevgili Akrabalarımız,
Sizlere "Marşanlar Web Sitesi" konusundaki emeklerimizin özü hakkında bilgi vermek istedim. Ben bu konuya niyet ettiğim zaman ortada parça parça ve kişilerin elinde saklanmakta olan bilgilerden başka bir şey yoktu. Hakan Marşan`in başlamak için niyetlendiği www.marsanlar.com
da kendisinin çok yoğun meşguliyeti dolayısı ile akim kalmış bulunmakta idi. Marşan soy ağacı konusunda detaylı bir çalışma yapmış olan Merhum Sayın İmran Hırpıs ile temasa geçtiğim zaman kendisi bu konuyu heyecan ile benimsedi ve bilgilerini doğrudan benimle paylaşmaya başladı. Böylece 2007 yılında ortak çabalarımız başlamış oldu. Sayın İmran Hırpıs benim yüreğimde yaşattığım bir Abhaz soylusudur. Ben hayatta oldukça onun anısı bende yaşayacak ve ölmeyecektir. Bu sayfada sürekli tekrarladığım "Hiç bir şey ölmez. Her şey yaşar" sözü en çok onun manevi varlığına yöneliktir.

Ben çantamda çok ağır bir yükü sürekli taşıyorum. Bunu sizlerle paylaşmanın artık zamanının geldiğine inanıyorum. Artık ben de ileri bir yaştayım ve emr-i Hak ne zaman bana ulaşır bilemem. "Marşan Ailesi Soy Ağacı" bizim daha sonra bu çalışmanın üzerine koyduğumuz emekler bir yana tamamen Sayın İmran Hırpıs`ın eseridir. Yukarıda izlediğiniz mektubu sürekli benim üzerimdedir. Bizim çalışmalarımız ömrümüz ile sınırlıdır. Habibimize yürümenin zamanı geldiğinde avadanlıklarımızı genç kardeşlerimize devrederek "hamuşan - susanlar" gurubuna intikal edeceğiz. Artık Sayın İmran Hırpıs`in vasiyeti ve emri sizi de bağlıyor. Hepinize kolay gelsin. Sizlere ve tüm ailelerinize selam, sevgi ve saygılar sunuyorum.

Hrips ypa a`Marşan Mahmut Tuğrul Kırmızı

 

 

Abkhazia - Historical Territory of Marshan *** Abhazya - Tarihsel Marşan Bölgesi

----------------------------------------------------------------------------------

Değerli Akrabalarımız

Lütfen Facebook'da Marshan Abkhaz adresine bilgilerinizi giriniz

 

Уважаемые члены МАРШЬАН семьи,

Пожалуйста, присоединяйтесь к группе "Мarshan Abkhaz" на "Facebook"

----------------------------------------------------------------------------------



Atalarımız kartal gibi yaşadılar

Наши предки жили как орлы

Tataş Marşan - Abhazya

Kodori bölgesindeki Dzhgiardi köyünden ünlü Abhaz prensi Tataş Marşan, Dadeshkiliani adıyla bir Svan prensin kızıyla evlendi. Birkaç ay sonra kayınpeder (karısının babası) Tataş'ı davet etti ve Svaneti'de bir düğün yapıldı. Tataş, Abhaz prensleri, soyluları ve soylu köylülerden Ashub ve Amichba'dan arkadaşlar topladı. Svaneti'ye vardık, avluya girdik. Konuk ev sahibi sıcak karşıladı. Ancak kayınbirader  (karısının kardeşi), toplanan köylüler ve misafirlerden önce Tataş’a hakaret etmeye başladı ve kız kardeşinin onunla evlenmesinin yanlış olduğunu  söyledi.  Ancak kayınbirader durmadı. Tataş, ona hitap eden bu aşağılayıcı kelimelerden sonra kılıcını çıkardı ve kayınbiraderinin kafasını kesti. Yakınlarda duran Sva'lar, Tataş'dan intikam almak için silah çektiler, ancak o sırada öldürülen adamın babası kavgaya  mani oldu.  "Abhaz'lar hakaret kabul etmezler, oğlum ne yazık ki kullandığı kirli dil yüzünden öldü" dedi.

Böylece bilge ev sahibi büyük bir savaşı  önlemiş oldu. Abhaz’ların halk geleneklerini, cesaretlerini ve onurlarını iyi biliyordu.

Apollon DUMAA, Abhazya Büyükleri Konseyi Başkanı

 

Tataş Marşan - Türkiye'de

 

Loh'a Marşan'lar - Abhazya

 

Hacı Katz (Kuc) Bezhanoviç Maan

 

Atay ypa Selim Sabit Paşa

(Oturan - Sağdan ikinci)

 

Marşan Abdülkadir Hasan Bey

 

Marşan Hüsrev Paşa ve Eşi

 

Daruk Marşan

Emir Marşan Paşa'nın amcası

Prens Darukwa Marshan'ın çocuklarından en küçüğü olan Eshsoou (Darukwa-Ipa) Marshan'ın fotoğrafı. O ve kardeşleri Rusya'ya karşı dağlık Abhazya'nın en önemli liderleriydi. Ayrıca ünlü İmam Şamil'in naibi Muhammed Amin'in müttefikiydi. İstanbul'da öldü (1855).

 

Maan Soylular 1876

 

Chaga Marshania

 

Cucul Açba

(Fotoğraf Suhum`da çekilmiş).

Ref : Tülay Hripspha

 

Emir Marşan Paşa (1860 Sivas - 1940)

 

Emir Marşan Paşa TBMM 1. Dönem Milletvekili. İlk Riyaset divanı üyesi

 

Emir Marşan Paşa

 

Hamit Marşan

Emir Marşan Paşa'nın oğlu

 

Muhammed Bek Marşan - Suriye

20. yuzyıl başında Halep Şehri Askeri Komutanı

 

Halit Marşan (Yemen'de şehit olmuştur)

(Sayın Tarık Marşan'ın dedesi)

 

Kolağası Mahmut Bey Marşan

 

İsmail Bey (Marşan)

 

Hayrettin Erşan (Marşan)

Yurdaer ve İsmail Erşan (Marşan) ın babası

 

Hüsniye Erşan (Marşan)

 

 

Hasanbi Marşan (Marshanukova)

 

Hasanbi Marşan (Marshanukova)

 

Marşania Abdülkadir Bey

Князь Абдулкадир-бек Марщаниа

(d. 1862-ö. 1928)

Abhaz Prensi Hasan Bey Marşania ile prenses Fatma Horecan Aredba'nın oğlu

Oğlu Prens İsmail Bey Marşania İstiklal Savaşında Şehit oldu.

 

Son Hanım Sultan

Prenses Emine Nazikeda

(d. 9 Ekim 1866, Tzebelda/Abhazya) - (ö. 4 Nisan 1941, Maadi, KahireMısır)

Sultan VI. Mehmet Vahdettin’in eşi

Abhaz Prensi Hasan Bey Marşania ile Prenses Fatma Horecan Aredba'nın kızı

Marşania Abdülkadir Bey'in Kardeşi

 

Prenses Emine Nazikeda

San Remo

 

Prenses Emine Nazikeda

Kahire - Sürgün Yılları

 

Prenses Emine Nazikeda

1940 başı – İskenderiye – Torunu Neslişah Sultan ve Şehzade Ertuğrul Efendi ile

 

Sabiha Sultan

Sultan VI. Mehmet Vahdettin’in kızı

Marşan Ali Bey'in Kuzeni

 

 

Konstantin ypa Eymhaa (Marşan) Arzakan

Chairman of the Autonomous Republic (Abkhazia)

 

Eymhaa (Marşan) Mahşeref Hanım

Prens Osman Bey Emuhvari (Abhazca: Eymhaa Osman Bey) ve Prenses Hesna Çaabalurhva'nın kızı

Prenses Rabia Peyveste Emuhvari'nin  (Pitsunda/Abhazya 1872 - Paris 1944 - Abhaz Prensesi ve Sultan II. Abdülhamit eşi) ablası

 

Mahmut Marşan & Hatice (Hatcet) Marşan

 

Arzuman Marşan (Арзуман Маршьан) 1932 doğumlu.

eşi

Hacımpha Venya  1934 - 2012

 

Sayın Zerender Gürel'den aynen nakil: Büyükdedemiz Maan Kats 1866 yılında Gudauta'da vefat ediyor, sonra, 1766 senesinde doğduğu Huap köyünde defnedildiğini duymuştum... Yaşından dolayı Büyük Sürgün'de Abhazya'yı terk etmemiş, ve en ufak oğulunu aile refakatında bırakmaya karar vermiş. Yanın'daki muhtemelen en ufak oğlu diye düşünüyorum. Bu rahat pozda oğlundan başkası olması mümkün değil zaten. Davut Maan olabilir. Kats oğlu Marşan Davut olarak da geçen bu isim, kızı Marşan Nino'yu Murzakan Lakırba ile evlendirmişti. Uğraştıran ve sürprizler dolu bir aile tarihimiz var.

 

Davut Katzypa Maan  eşi ve çocukları

1866

 

Hatice (Hatcet) Marşan

 

Misliha Marşan

 

Hrips ypa a'Marşan Aziz Kırmızı

 

Hrips ypa a'Marşan Fikret Kırmızı & Füsun Kırmızı

 

Muzaffer Marşan

 

Mithat Marşan

(Ortada Gravatlı)

 

Kuch pha Melek & Hrips ipa Mithat Marsan

 

Muzaffer Marşan - Nikah

 

Muzaffer Marşan

 

Yusuf Marşan

 

Yusuf & Beyza Marşan

 

Yusuf & Mahir Marşan

 

Muzaffer Marşan & Yusuf Marşan

 

Zerender Gürel anne ve babası

 

Necla Gürel (Maanpha)

Sayın Zerender Gürel'in annesi

Fotoğraf 1956 Münih

1926 - 2007

Necla Gürel (Maanpha)

Sayın Zerender Gürel'in annesi

1926 - 2007

Maan-pha Necla Gürel. Akademik Ressam ve diplomalı heykeltraş. Doğum 14.06.1926 İstanbul, vefat 11.04.2007 Münih. Atiye Maan'ın en ufak kızıdır. Babası Bahriye Subayı, Ahmet Münir Kızılyel'dir.

 

 

Maan pha Nazlı Kuç

Albus Maan Bey, Nazlı Kuç (Gup’ Marşan) kızı Atiye Kızılyel (Maanpha)
d. 1889 Albusbey- Kıta (Aksu-Düzce)
v. 28. Haziran 1964 Maltepe-Istanbul .
Kabri Benevit-Sakarya Cami bahçesi aile mezarlığında.

 

Yılmaz Marşan

 

 Hrips ypa a'Marşan İmran Ünügür

 

 Hrips ypa a'Marşan İmran Ünügür

1953 yılında

 

General Memduh Abaza - Marşan (Suriye)

Suriye Hava Kuvvetleri Eski Komutanı

Dr. Med. Şeref Marşan’ın kardeşi

 

General Memduh Abaza - Marşan (Suriye)

Suriye Hava Kuvvetleri Eski Komutanı

Dr. Med. Şeref Marşan’ın kardeşi

Müslüman Kardeşler Örgütü tarafından şehit edildi

-----------------------------------

SURİYE'Lİ GENERAL: ABAZA MAMDUH HAMDİ (MARŞAN)
Suriye'nin Mumsia köyünde doğdu. Çerkes diasporasından askeri bir figür. Halep'teki Hava Kuvvetleri Koleji'nden mezun oldu.

1957-1958 Yıllarında gelecekteki Suriye Arap Cumhuriyeti Başkanı olacak Hafez al-Esad ile birlikte SSCB döneminde Frunze'de (Kırgızistan) pilotlar için ileri eğitim kurslarını tamamladı.

Abaza Mamduh Hamdi (Marşan), başarılı çalışmaları nedeniyle Altın Kartal madalyası ile ödüllendirildi.1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşlarında aktif olarak yer aldı.

1978'den itibaren Korgeneral rütbesiyle, Suriye Hava Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemde çeşitli madalya ve en yüksek ödüllerle takdir edildi.

Müslüman Kardeşler Partisi militanları tarafından düzenlenen bombalı saldırı neticesinde hayatını kaybetti.

Kaynak: https://zen.yandex.ru/media/livekavkaz
(Google çeviri)

Bilgi Notu:
Hamid Marşan ve Kosh Khan Kudcba ailesinin büyük oğlu Memduh Marşan, 1932 yılında doğdu. Şeref Marşan, abisi ile olan anılarını şöyle paylaştı, Memduh, her zaman liderlik özelliğine sahip bulunuyordu ve iyi bir öğrenim gördü. Memduh, Halep’deki hava harp okuluna girdi, pilotluk eğitimi aldı ve şu andaki Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın babası olan Hafız Esad ile tanıştı. Bu ikili çok iyi arkadaş oldular.

Onlar, birlikte, Sovyet Kırgızistan’daki pilot eğitim kursuna katıldılar, Memduh o dönemde Komünizm’e sampati duyuyordu. Önceleri olumsuz davranışlarda bulundu ancak Sovyetler Birliği halkının yaşamı, yaşam biçimleri ve düşünceleri hoşuna gitti.

Kırgızistan’ın başşehri Frunze’de (Bişkek – abhazyam.com) bir buçuk yıl bulundular. Memduh, Suriye’ye döndükten sonra Hava Kuvvetleri Servisi’nde çalışmaya başladı. Gökyüzünde, başkalarının yaşayamayacağı ve onun için çok ilginç bir yaşam öyküsü başlamış oldu.
O gün, Ürdün Kralı Hüseyin İbn Talal, Suriye devletine haber vermeden, Suriye hava sahasını kullanarak Londra’ya uçmak istedi. Memduh ve arkadaşları uyarı uçuşu yaptılar. Uçağın düşürülmesi emri aldılar.

Şeref Marşan “Memduh, kullanmış olduğu MIG – 17 uçağı ile kralın uçağını uyardı ve pilot ile bağlantı kurdu. O insani ilişkilere önem veren birisi idi ve her zaman bu konuda saygılı idi. Memduh ateş açmadı ve pilotu geri dönmeye zorladı. Ürdün kralı daha sonra, Suriye’deki büyükelçiye, kraliyet uçağını düşürmeyen, uçağın pilotunun ismini öğrenme emrini verdi” dedi.

Memduh Marşan, zaman içerisinde kararlı bir Komünist olarak, propaganda yapmaya ve sempatizan toplamaya başladı. Bu tür görüşleri nedeniyle görevinden alındı. Memduh’un işsiz kalması pek uzun sürmedi. 1964 yılında Ürdün Hava kuvvetleri tarafından görev yapmaya çağrıldı ve kızkardeşi Mükerrem’de oradan evli olduğu için, Ürdün’e taşındı.

Memduh, Suriye ve İsrail arasındaki savaş başlayana kadar Ürdün’de üç buçuk yıl yaşadı. Daha sonra Ürdün kralına bir özür mektubu yazarak Suriye’ye geri döndü.

Ancak, sınırda ülkeyi gizlice terk ettiği için Suriye Gizli Servisi elemanları tarafından yakalandı ve tutuklandı. Hafız Esad, o sıralar Savunma Bakanı olarak görev yaptığı için, yetkililerin direnişine rağmen bir hafta tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı.

Memduh Marşan’a eski yetkileri verildi ve İsrail ile olan savaşa katıldı. İlk hava savaşında iki düşman savaş uçağını düşürdü (İsrail – abhazyam.com). Bu haber tüm ülkede yayıldı ve ulusal kahraman ilan edildi.

Hafız Esad, 1971 yılında Suriye’deki yönetimi ele geçirdi ve Memduh Marşan, Suriye Genelkurmay Başkanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral olarak göreve geldi.

1982 yılında aşırı sağcı “Müslüman Kardeşler” partisi militanları Genel Kurmay Başkanlığı binasına saldırdılar. Marşan, genel kurmay başkanlığının karşısındaki binada görev yapıyordu. Saldırı sırasında Memduh Marşan, silahını alarak sokağa çıktı.

Şeref Marşan “Memduh’un arkadaşları, ona onun orada bulunmaması gerektiğini ve askeri güçlerin bu saldırıyı püskürteceklerini söyledi, Memduh onları azarladı ve çatışmaya katıldı. O sırada bir araba geldi ve şoförü kaçmaya başladı. Muhafızlar onu öldürdüler. Memduh, otomobilde bombanın olduğunu gördü ve insanların orayı terk etmesi için bağırdı” diyerek anılarını paylaştı.

Memduh’un uzaklaşması için zamanı olmadı. Araç havaya uçtu ve patlama o kadar güçlü idi ki Memduh Marşan’ın vücüdu bulunmadı. Aile, olay yerinde bulunan kafkas hançeri, omuz kayışları ve tabancası ile birlikte cenaze töreni düzenledi.

 

 

Brigadier General Waled Hamdi Abaza Marşan

Brigadier General Waled Hamdi Abaza Marşan

Brigadier General Waled Hamdi Abaza Marşan

Suriye'de cenaze töreni

Brigadier General Waled Hamdi Abaza Marşan monument in Sukhumi, Abkhazia

Brigadier General Waled Hamdi Abaza Marşan monument in Sukhumi, Abkhazia

-------------------------------

Ulusalararası Apsnı Vakfı yönetimi, Suriye Arap Cumhuriyeti'nde yaşayan Abhaz diyasporasının önde gelen isimlerinden olan General Walid Marşan'ın vefatı üzerine bir taziye mesajı yayınladı.

General Walid Marşan uzun yıllar üstlendiği sorumluluklar nedeniyle ülke çapında son derece sevilen ve tanınan bir isimdi. Onun Suriye için olduğu kadar Abhazya için yaptıkları da halkımızın anılarında her zaman yaşatılacak.

General Walid Marşan'ın vefatı üzerine Abhazya Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı Raul Hacımba'nın da katıldığı bir taziye töreni düzenlendi ve Walid Marşan anısına açılan taziye defteri imzalandı. Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, uzun süredir seyreden ciddi rahatsızlığı nedeniyle zamansız bir şekilde aramızdan ayrılan Walid Hamdi Abaz Marşan'ın vefatı nedeniyle dost ve akrabalarına başsağlığı dileklerini iletti.

General Marşan onu tanıyan herkesin anılarında cesaret ve vatanseverlik örneği olarak yaşayacaktır. Abhazya halkı bu yeri doldurulamaz kayıp nedeniyle Suriye halkı ile birlikte yas tutmaktadır.

--------------------------------------

 The Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Abkhazia expresses its sincere condolences to the family and friends of General Walid Hamdi Abaza Marshan, the General in connection with his untimely death after a long and serious illness.

The most worthy representative of the Abkhaz nation prominent military and public figure Walid Marshan played an outstanding role in strengthening of bonds and friendship between the nations of Abkhazia and Syria.

General Marshan will forever remain in the memory of all who knew him as an example of courage and patriotism. The nation of Abkhazia mourn together with the people of Syria about this irreplaceable loss.

 

 

Profesör Lorik Marshania

Vefat Tarihi: Ağustos 14, 2010

 

Sedat Ersan

1953 - 2020

 

Şansal Mustafa İnce

Hrips ypa a`Marşan

1959 - 2014

 

İsmet İnce

Hrips ypa a`Marşan

1926 - 2016

 

İsmet İnce

Hrips ypa a`Marşan 1926 - 2016

Şansal Mustafa İnce

Hrips ypa a`Marşan 1959 - 2014

 

 

 

Talat Marşan

 

Hrips ypa Hidayet Marşan

ve annesi Atay pha Şaş Hanım

 

Sayın Marşanpha Tülay`dan gelen metni değiştirmeden aşağıda veriyorum:

"CANIM NANDUM KAP BIHA REFİDE HANIM KUCAĞINDA TORUNU BIJNOV ORHAN YANINDA SAĞDA TEYZEM BENİYAPIHA NEZAKET ÜSTE SOL BAŞDA ANNEM BENÎYA BIHA RADİMYE YANINDAKI HAŞIKBIHA MAHUNUR TEYZEM ONUN YANINDAKI ATİK TEYZEM ONUN SAĞINDAKİ ATIRBIHA KOMSÜ KIZI YANIDA DURAN BEY SEVGİLI RIZA BENIYAPA HEPSİ CENNETDE BU SOY KIRIMINDA GÖZ YAŞLARI HİÇ DİNMIYEN CANIM NANDUMUN ACILARINI ASLA UNUTMADIM BU RESİM ANNEM BEĶÂRMIŞ BU TARİHLERDE ÇAPYAK BEY KÖYÜNDE YAĞNI BABAMIN BABASI ÇAPYAK İBRAHİM MARŞANIN KURDUĞÜ BİZİM KÖYÜMÜZ DÜCEDE ORMAN ETEYİNDE HARİKA GÜZEL HEPSİNI SAYGIYLA ANIYORUM CANLARIM"

 

Mustafa Engin Marşan

 

 

Abhazya Cumhuriyeti Arması

Герб Республики Абхазия

 

 

 

 

 

ABASGIA

 

 

Abasgia bayrağı

 

Abhaz prensliği bayrağı

   

 

 

 

 

 

 

 

 

ABHAZ KRALLIĞI

 

  
 

Theodosius III Gerbi

 

 
 

 

Abaza Kralı Leon II - House of the Anosids - (Achba/Anchabadze) - 767/68–811/12

 

 
 

Abaza Kralı Leon II anne tarafından Bizans imparatoru Leon ile kuzendi. Anneleri Hazar İmparatoru'nun kızlarıydı. Abaza Kralı Leon II, dönemin en güçlü ordusu olan Arap İslam ordusunu Anakopia Kalesi'nde yaptığı muhteşem savunma ile yenip püskürtünce, teyzesinin oğlu olan Bizans İmparatoru Leon'dan bir takdir mektubu aldı. Bu mektupta günümüz Gürcülerinin ders alması gereken bir bölüm de vardı. Bizans İmparatoru Leon, kuzeni Abaza Kralı Leon'a diyordu ki,"... Araplardan kaçıp sana sığınan Gürcü prensleri Mir ve Arçil'i de korudun. Onları bundan sonra da korumaya devam et!..."

 

 
     

 

https://www.youtube.com/watch?v=NRtk1VoQI48

 Panoramik Anakopia Kalesi sanal gezi için link aşağıdadır:

Panoramik Anakopia Kalesi sanal gezisi

  Leon II, Bağımsız Abhazya'nın kralıdır. Bu ünvanı kolay da almamıştır. Persleri ve Bizans İmparatorluğu'nu silindir gibi ezip Gürcistan'ı işgal eden, oradan da Abhazya'ya geçen sağır Mervan komutasındaki dev Arap İslam ordusunu yenebilen tek kraldır. Bağımsız tarihçiler diyor ki, "Sağır Mervan Abhazya'yı aşabilseydi hedefi Kiev Rus Knezliğe idi. Onu durdurabilecek başka bir güç de yoktu. Eğer Kral Leon II Arap İslam ordusunu durdurmasaydı bugün Ruslar da Müslümandı..."

 

 
 

Bagratoni Armaları - Bagratoni Coats of Arms

 

 
 

Описание герба (блазон):

Щит разделен на четыре части, из коих в первой в красном поле изображена золотая держава. Во второй в голубом поле арфа. В третьей в голубом же поле праща. В четвертой части в красном поле крестообразно положены золотые скипетр и сабля. По сторонам щита поставлены два льва. Щит покрыт мантиею и шапкою, принадлежащими Княжескому достоинству.

 

 
  Баграт первый предок рода Князей Багратионов, происшедший от Царя Давыда Израильского, прибыл из Филистии в Грузию в 575 году от Рождества Христова, принял крещение Православной Восточной церкви и имел в супружестве Ферозис, сестру Грузинского Царя Мирдата Хастрояна. По смерти сего Царя Грузия избрала себе Баграта Царем. Потомки Царя Баграта беспрерывно царствовали в Грузии; а по кончине в 1469 году Царя Георгия, Царь Константин имел пять сынов: Давыда, Георгия, Баграта, Александра и Мелхеседека. По смерти Царя Константина, воцарился Давыд, который брату своему Царевичу Баграту уделил во владение Мухранскую провинцию и потому Баграт был первый Мухранский Владетель. Правнук Баграта, Царь Вахтанг завладев прежде разделенной три Царства Грузией, Имеретией и Кахетией отдал старшему своему сыну Арчилу Имеретию. Сей Царь Арчил в 1681 году выехал в Россию и принят был от Государей Царей и Великих Князей Иоанна Алексеевича и Петра Алексеевича милостиво. Братья его Царь Георгий и Царевич Леон владели Грузиею. Дети Леона Вахтанг и Евсей царствовали в Грузии. Внук Леона Царевич Александр Евсеевич со своею фамилиею в 1757 году выехал в Россию и определен Подполковником в пограничные войска и пожалованы ему были в Кизляре земли. Потомки сего рода Князья Багратионы равным образом служили Российскому Престолу и жалованы были чинами и другими знаками почестей и Монарших милостей. Происшедший от сего же рода Князь Петр Иванович Багратион, служа в войсках Российской Империи с отличностию, напоследок под предводительством Генералиссимуса Князя Италийского, Графа Суворова-Рымникского во время Итальянской кампании и на Альпийских горах противу Французов, ознаменовывал себя примерною храбростию, мужеством и неустрашимостию, доказывающей всегдашнее присутствие и твердость его духа. В воздаяние таковых его подвигов, жалован был орденами как Российской Империи, так и чужестранными, равно и прочими знаками отличия.

 

 
 

Description of coat of arms (blazon):

 

 
 

The shield is divided into four parts, of which the first in the red field depicts a golden power. In the second, a harp in a blue field. In the third in the blue field is a sling. In the fourth part, in a red field, a golden scepter and saber are placed crosswise. On the sides of the shield are two lions. The shield is covered with a mantle and a cap belonging to the Princely dignity.

 

 
  Bagrat, the first ancestor of the family of Princes Bagration, descended from King Davyd of Israel, arrived from Philistia in Georgia in 575 from the birth of Christ, received the baptism of the Orthodox Eastern Church and had Ferozis, sister of the Georgian King Mirdat Khastroyan, in marriage. Upon the death of this King, Georgia chose Bagrat as the King. The descendants of King Bagrat reigned continuously in Georgia; and after the death in 1469 of King George, King Constantine had five sons: Davyd, George, Bagrat, Alexander and Melheshedek. Upon the death of Tsar Konstantin, Davyd reigned, who gave his brother Tsarevich Bagrat to the possession of the Muhran province and therefore Bagrat was the first Muhran Ruler. The great-grandson of Bagrat, King Vakhtang, having taken possession of Georgia, Imereti, and Kakheti, which had previously divided the three Kingdoms, he gave to his eldest son, Archil Imereti. This Tsar Archil left for Russia in 1681 and was received from the Sovereign Tsars and Great Princes John Alekseevich and Peter Alekseevich graciously. His brothers Tsar George and Tsarevich Leon owned Georgia. The children of Leon Vakhtang and Eusei reigned in Georgia. The grandson of Leon Tsarevich Alexander Evseevich with his last name went to Russia in 1757 and was appointed lieutenant colonel to the border troops and was granted land in Kizlyar. The descendants of this kind of Princes Bagration served the Russian throne equally and were granted ranks and other signs of honors and royal favors. Coming from the same kind, Prince Peter Ivanovich Bagration, serving in the troops of the Russian Empire with excellence, finally under the leadership of Generalissimo Prince of Italy, Count Suvorov-Rymniksky during the Italian campaign and in the Alpine mountains against the French, marked himself with some courage, courage, courage, courage the everlasting presence and firmness of his spirit. In retaliation of such feats of his, he was granted orders of both the Russian Empire and foreign, as well as other insignia.

 

 
  Arma açıklaması (blazon):
 
 
 

Kalkan, kırmızı alandaki ilkinin altın bir gücü tasvir ettiği dört bölüme ayrılmıştır. İkincisi, mavi bir alanda bir arp. Mavi alanda üçüncü sırada bir askı var. Dördüncü bölümde, kırmızı bir alana, bir altın asa ve kılıç çaprazlama yerleştirilir. Kalkanın yanlarında iki aslan vardır. Kalkan bir manto ve Prenslik asaletini sembolize eden bir kapakla kaplıdır.

 

 
  Prens Bagration ailesinin ilk atası, İsrail Kralı Davyd'tan gelen Bagrat, 575 yılında Mesih'in doğumundan itibaren Gürcistan'daki Filistiye geldi, Ortodoks Doğu Kilisesi'nin vaftizini aldı ve Gürcü Kralı Mirdat'ın kız kardeşi Ferozis'e sahipti Khastroyan, evlilikte. Bu Kralın ölümü üzerine Gürcistan, Bagrat'ı Kral olarak seçti. Kral Bagrat'ın torunları Gürcistan'da sürekli hüküm sürdüler; Kral George'un 1469'daki ölümünün ardından Kral Konstantin'in beş oğlu vardı: Davyd, George, Bagrat, Alexander ve Melheshedek. Çar Konstantin'in ölümü üzerine Davyd, kardeşi Tsarevich Bagrat'a Muhran eyaletine sahip olmak için yetki verdi ve bu nedenle Bagrat ilk Muhran Hükümdarı oldu. Daha önce üç Krallığı bölen Gürcistan, Imereti ve Kakheti'nin sahibi olan Bagrat'ın büyük torunu Kral Vakhtang, en büyük oğlu Archil Imereti'ye verdi. Bu Çar Archil, 1681'de Rusya'ya gitti ve Egemen Çarlar ve Büyük Prens John Alekseevich ve Peter Alekseevich tarafından kabul gördü. Kardeşleri Çar George ve Çarev Leon, Gürcistan'a aitti. Leon Vakhtang ve Eusei'nin çocukları Gürcistan'da hüküm sürdüler. Leon Tsarevich'in torunu Alexander Evseevich'in soyadı 1757'de Rusya'ya gitti ve sınır birliklerine teğmen albay atandı ve kendisine Kızyar'da toprak verildi. Bu soydan yani Prens Bagration'ın soyundan gelenler Rus tahtına eşit olarak hizmet ettiler ve kendilerine rütbe ve diğer onur ve kraliyet hakları verildi. Aynı türden gelen, Rus İmparatorluğu'nun birliklerinde mükemmel bir şekilde hizmet veren Prens Peter Ivanovich Bagration, nihayet İtalya Generalissimo Prensi, İtalyan kampanyası sırasında Kont Suvorov-Rymniksky'nin liderliğinde ve Fransızlara karşı Alp dağlarında mücadele etti kendisini cesareti, ruhunun ebedi varlığı ve gücü ile ortaya koydu. Onun bu tür yeteneklerine misilleme olarak, hem Rus İmparatorluğu'nun hem de yabancıların yanı sıra diğer nişanların onursal hakları verildi.

 

 

 

 

    

 

Bagratoni Armaları - Bagratoni Coats of Arms

 

Bagratoni Arması - Bagratoni Coats of Arms

Coat of Arms of Prince Vakhtang-Almaskhan of Georgia at Alexander Nevsky Lavra

 

 

Bagrat Kalesi

 

 

Bagrat dirhemi 1014 -  1108

 

 

Abaza Kralı Bagrat II  House of Bagrationi - 767/68–811/12

 

 

  • Abaza Kralı George II, 916/17–960   House of the Anosids (Achba/Anchabadze)

 

Kral George Haçı

 

 

 

XVIII ve XIX. yüzyılın başında Abhazya'yı yöneten Kral Keleşbey Çaçba.

 https://www.abaza.org/tr/keleshbey-ve-abhaz-hayali

 

  Yukarıda da görüldüğü üzere bazı kaynaklarda bu resmin Keleşbey`in en büyük oğlu Aslan Bey`e ait olduğu da belirtilmektedir. Resmin altındaki Rusça yazıda bu bilgiyi görebilirsiniz. Sayın Dr. Mehmet Tarık Mit ile bu konuda yaptığımız özel görüşmede kendisi bu tablonun orijinalini Abhazya`ya yaptığı bir seyahat sırasında gördüğünü ve tablonun Aslan Bey`e ait olduğu bilgisini bize bizzat iletmiştir. Kendisinin verdiği bilgiden Aslan Bey`in Sayın Dr. Mehmet Tarık Mit`in büyük dedesi olduğunu da böylece öğrenmiş olduk. Bu değerli katkısından dolayı Sayın Dr. Mehmet Tarık Mit beyefendiye teşekkürlerimizi sunarız.

 

 
 

Abhaz Krallığının Kurulması

 

 
  7. yy.’da Batı Abhaz Krallığının Kurulması:  Gürcistan tamamen Bizans egemenliğine girdi. Egrisi hem ekonomik hem de politik yönden tamamen iflas etti. Konstantinopol’e (İstanbul) tabi patrik tarafından yönetilmeye başlandı. Doğu Gürcistan (İberya), Vahtang Gorgasal’dan sonra gelen Gurgen döneminde 523 yılında İran’lıların egemenliği altına girdi. Ülke önceleri Acemlerin elindeydi. Başlarında kral yerine bir prens (eristav) bulunuyordu. 7. yy.’ın bitiminden hemen sonra ülke Arap egemenliği altına girdi. Başlarına bir Arap emir getirilip, yerel yönetici onun emrine verildi. Oysa ki Abhazya’da olaylar daha farklı gelişmekteydi. 6-7. yy.’da Abhaz kökenli etnik grupların etnik konsolidasyonu yolunda epey yol alınmıştı. Ama 8. yy.’da şartlar daha olumlu olmuştur. Abhaz etnik gruplarının konsolidasyonunu hızlandıran politikalar gündemdedir. Yeni oluşan feodalite hızla gelişmekte, ülke her geçen gün biraz daha güçlenmektedir. Bu türden politikaların Abhazya için taşıyabileceği fazla bir olumsuzluk da söz konusu degildi.

 

 
 

Ülke Bizans’ın “vasal”i sayılmasına rağmen, Bizans’in bulunduğu olumsuz şartlar nedeniyle iç işlerine karışabilmesi olanaksız görünmektedir. Çünkü Bizans bir taraftan Araplarla şiddetli savaşlar yapmakta, diğer taraftan Hazarlarla soğuk savaşlarını sürdürmektedir. Abhazlarla önemli ilişkileri ise, Bizans ordusuna alınan Abhaz askerleridir. Dönemin en büyük politik ve askeri güçlerinden biri olan Hazarlar’la Abhazlar iyi ilişkiler içerisindedir. Zaten ekonomik, kültürel ve politik yapılarında büyük benzerlik vardır. Yine bu dönemde Hazarlar’la Araplar Kafkas Dağlarındaki geçitleri paylaşamamaktadırlar. Bu mücadelede her iki devlette Abhaz`ların desteğini isterler. Aslında Arap`lar Abhazya’ya defalarca saldırmışlar, ama istedikleri sonucu alamamışlardır.

 

 
 

Bunun nedenleri:

Birinci neden, Abhaz halkı tüm gücü ile istilacılara karşı koymuştur. İkinci nedeni ise, Arap`lar, Bizans ve Hazar tehlikesi nedeniyle tüm güçleri ile saldıramamışlardır. O yıllarda yaşamış olan yazar Yoann Sabanidze, Abhazya’nın durumunun hiç de kötü olmadığını şöyle anlatıyor: “O ülke halkının Araplardan korkmamasını gerektiren bir çok neden vardı.” Bu nedenle de Abhazya, Arap`lardan kaçan Ermeni ve Gürcü`lerin sığınma yeriydi

 

 
  I. Leon döneminde Abhazlar’ın Anakopia’da Arapları yenerek geri püskürtmeleri de bu dönemde güçlenmeye başladıklarının kanıtıdır. Bizans’ın da böyle bir gücü görememesi olanaksızdı tabi. Abhazya`nın özgürlüğünü tanıdı. Egrisi ise, aynı dönemde Kartvelya yöneticilerinin eline düşecek kadar zayıflamıştı. Tüm bu şartlar değerlendirildiğinde, sözü geçen dönem Abhaz`ların güçlenmesi ve Egrisi’nin Abhaz Krallığı topraklarına katılması için en uygun olan dönemdir. 11. yy.’da yazılmış olan “Kartvelya Tarihi” isimli tarih araştırması, Abhazya Krallığının kurulmasından söz etmektedir: “Bizans İmparatorluğu’nun zayıflama döneminde Abhaz lideri onlardan ayrılıp egemenliğini ilan etti. O lider, I. Leon’un ağabeyinin oğlu olan II. Leon idi. II. Leon’un annesi de Hazar Kralı`nın kızıydı. Bizans’tan ayrılmalarında Hazarların rolü vardır. II. Leon, Abhazya ve Egrisi’yi Lıkhnı’ya kadar ele geçirdi. Abhaz Kralı ünvanını aldı. O günlerde Yoann ölmüş, Cuanger’de epey yaşlanmıştı.” Günümüzde, Abhaz Krallığı’nın kurulması ve yapısı üzerine en saglıklı araştırmalar S.N. Canaşya’ya aittir.

 

 
  O, Egrisi’nin Abhazya’ya katılma tarihini 775-778 yılları arasında, Bizans’dan ayrılma tarihinide 8. yy.’ın sonlarında göstermektedir. Canaşia, bu sonuca ulaşmak için, tüm olasılıkları değerlendirmiş, elindeki bütün verileri dikkatle incelemiştir. Bu araştırmacıyı izleyen tarihçiler Z.V. Ançabadze ve M.D. Lordkipanidze de, Canaşia’nın tezini güçlendirecek sonuçlara ulaşmışlardır. Ortada araştırmacıları süpheye düşüren iki önemli nokta vardır, 8. yy.’ın 40′lı yıllarının başında Abhaz Kralı olan, II. Leon’un 25 yıl sonra Egrisi’yi Abhazya’ya katması, 20 yıl kadar sonrada Bizans’dan bağımsızlığını ilan etmesi acaba olanaklımı idi. Bu önemli iki politik olayın ardından bu kadar uzun bir süre geçebilir miydi? “Kimbilir belki de Abhazya Bizans’dan ayrılmak için onun güçsüz olduğu bir zamanı beklememiştir. Tarihçiler Bizans’ın 8. yy.’ın 70′li yıllarında zor durumlara düştüğünü söylemektedirler. Bu yıllarda Bizans’ın komşuları ile başı derde düşmüştür. Araplar’la bir çok cephede sıcak savaş yapmakta, Hazarlar’la ise soğuk savaşı sürdürmekte, ayrıca bir çok iç karışıklıkla boğuşmaktadır. Bu olumsuz şartları Bizans’dan bağımsızlığını kazanmak isteyen ülkeler için bulunmaz ortamlar sağlamıştır. II. Leon, kendine bağlı feodalleri ve dost dış güçleri kullanarak bağımsızlık yolunu açmış olmalıdır. Eski kaynaklar onun bağımsızlık için Hazarlar’ın desteğinden yararlandığını söylüyorlar. Bundan başkada, Abhazya’da Bizans’ın askeri üsleri vardı. Onların ülkeden sökülüp atılmasılda büyük bir sorundur. Abhaz, Hazar ve Egrisi askeri güçleri bu amaçla birlikte hareket etmis olabilirler.

 

 
  Gerçekten iki büyük tarihsel olaydan zor olanı Egrisi’nin Abhazya’ya katılması degil, Bizans gibi bir güçden bağımsızlığını kazanmış olmasıdır. 8. yy. tarih yazarı Yoann Sabanidze’nin yazdıklarından anlaşıldığı gibi, Kartvelya hükümdarlarından Nerse’nin Abhazya’da sürgün bulunduğu 781 yılında Abhazya bağımsızlığını çoktan ilan etmisti. Ayrıca Egrisi’de Abhazya’ya bağlanmıştı. Yoann Sabanidze bu birligi “Apsınra (Abhazeti-Abhazya)” diye adlandırmaktadır. Ayrıca, artık Egrisi adını hiç kullanmamaktadır. Yoann Sabanidze’nin bahsettigi Abhazya’nın sınırları Abhazya ile birlikte eski Egrisi ülkesinin tüm topraklarını kapsamaktadır. Sabanidze diyor ki: “Onların (Abhazların) sınırlarl Poti Denizinden Haldea topraklarına kadar uzanmaktadır. Trapezun da (Trabzon) oradadır. Apsara ile Napsa iskelelerinin oldugu yerde.” Abhazya ile Egrisi’nin birleştirilmesi ile, Abhaz Krallığı’nın Bizans’dan ayrılması yaklaşık aynı zamanda olmuş olaylardır. Tarih olarakda 773-775 yılları civarındadır. Yalnız bu konuda da net araştırmalara ihtiyaç vardır.

 

 
  Ortaya sürdügümüz, elimizdeki bilgilerin destekledigi bir hipotezdir. Abhaz Krallığı’nın hüküm sürdüğü topraklar net olarak bilinmektedir. Yoann Sabanidze’nin anlattıklarına göre, sınırlar güneyde Karadeniz sınırını izleyerek Batum yakınlarındaki Çoruh nehrine varmaktaydı. Güneydogu sınırı ise Suram (Lıkhnı) dağlarıydı. Bu konuda 11. yy.’da yazılmış tarih kitabı şöyle söylüyor: “Leon… Abhazya’dan başka Egrisi’yi Likhi’ye kadar eline geçirmisti. Suram dağlarından sonraki topraklar ise Kartvelya’ya aitti. Abhaz Krallığı’nın kuzey-batı sınırı ise Tuapse yakınlarındaki Nikopsiya adl verilen yere kadar uzanıyordu.” Ancak kuzeydeki sınırlar sık sık değişiyordu. Tarihsel kaynaklar kuzey sılnırı için Hazar ülkesinin küçük nehrini (Kuban) göstermektedirler. Cigeti (Azokh ülkesi) de Abhaz Krallı’ğı toprakları içerisindeydi. Abhazya bağımsızlığınıl kazandıktan sonra başkent, Anakopia’dan Kutaisi’ye alındı. 18. yy.’da yaşamış olan tarihçi Bahusti’nin yazdıklarına göre, II. Leon Kutaisi şehrini yeniden kurdu. Abhaz krallarının ikametgahı haline getirdi. Bu şekilde 8. yy.’ın 70′li yıllarında bağımsızlığını kazanan Abhaz Krallığı’nın sınırları, bugünkü Batı Gürcistan’ın tamamınıl, Egrisi’yi (Lazika) ve kuzey-batı Kafkasya’nın büyük bir bölümünü kapsıyordu. Bahusti Bagrationi’nin yazdıklarına göre, asıl Abhazya bile, yönetim olarak üç bölgeye ayrılmıştı: Akua (Sohum) daki yönetim Bedia’daki (batı) yönetim, Abhazya yönetimi. Bu üçünün başında da ayrı ayrı liderler vardır. Bahusti’ye göre II. Leon’un oluşturdugu Abhaz Krallığı konfedaratif yönetimi şöyledir:

 

 
 

1. Abhazya ile Cigeti (Kuban nehrine kadar)

2. İngur nehrinden Anakopia’ya kadar olan bölge (merkezi Sohum)

3. İngur nehri ile Tskhenisalli arasındaki bölge (merkezi Bedia)

4. Guria

 5. Ratça-Leçhumi

 6. Swanetya

 7. Riyon ile Han nehri arasındaki yönetim bölgesi, Agreti’de dahil olmak üzere Likhi’ye kadar.

 8. Kutes ile Okribeyrgan, Riyon’un beri tarafı Guria’ya kadar olan bölge.

 

 
  Abhaz Krallığı’nın Kuzeybatı topraklarını oluşturan bölgede soy ve dil olarak Abhaz`ların çok yakın akrabaları olan Çerkez-Adige halkı yaşıyordu. Adigeler’le Abhaz`lar arasında soy olarak Abhaz olan ama Abhazlarla henüz etnik konsolidasyon tamamlamamış Asadz halkı vardır. Abhaz Krallığının Abhazya bölgesinde yanlız Abhaz halkları vardı. Bunlar önceleri kendi özgün adları olan Abazgia, Apsila, Sanıga, Misimyana, Misima gibi adlar kullanırken, etnik konsalidasyona girmiş ve ortak ad olan APSUWA (Abhaz) adını kullanmaya başlamışlardır. Soy olarak Abhaz olan bugünkü Aşuwa (Abazin) ların Abhazya’dan Kuzey Kafkasya’ya geçtikleri biliniyor. Araştırma verilerine göre Aşkharuwa`lar 17-19. yy.’lar arasında Kuzey Kafkasya’ya geçmişlerdir. Tapantalılar’ın kuzeye geçmesi ise daha eski tarihlerdedir. Onların da kuzeye geçis tarihi olarak 14. yy. önceleri verilmektedir.

 

 
 

Bizce Abhaz Krallığı döneminde (8-10) yüzyıllar arasında tarım ve hayvancılıkla uğraşan halk, dağları aşıp kuzeye geçmişlerdir. Yine aynı dönemlerde yoğun bir Abhaz nüfusuda Lazistan, İmereti, Guria hatta Doğu Gürcistan’a gidip yerleşmişti. Abhaz Krallığı yönetimi içinde bulunan ve güneydoğudan Abhaz halkının komşuları olan daha önceleri Lazika Krallığı sınırlarında yaşayan İber-Kafkas dil grubu dahilindeki halklar: Kartvel`ler, Laz`lar, Swan`lar, Guri`ler, Ratça`lar, İmereti`ler’dir. Abhaz Krallığı’nın özelliklede kıyı şehirlerinde bulunan Hristiyan kültür merkezlerinde epey sayıda Bizans’lı vardı.

Kaynak: Gerg AMIÇBA “Ortaçağda Abhaz`lar ve Laz`lar” Çeviren Hayri ERSOY

 

 

 

   

House of the Anosids (Achba/Anchabadze)

 

House of Shavliani

 

House of the Anosids (Achba/Anchabadze)

 

House of Bagrationi

 

   
 

http://circassiancenter.com/tr/kronolojik-anlati-tarihin-aynasinda-abhazya

 

 

KRONOLOJİK ABHAZ TARİHİ

 

 

5.binyıl

Abhaz`ların ilk ataları Abeşla’ların bugünkü Abhazya ve çevresinde tarih sahnesine çıkışı.

3.binyıl

Abhazların ataları Abasg, Apsil, Sanik ve Misimian’ların bugünkü Abhazya ve çevresinde ayrı topluluklar halinde yaşamaya başlaması.

2.ve 1.binyıl

Abasg, Apsil, Sanık ve Misimian’ların bugünkü Abhazya kıyılarında ve yamaçlarında ilk yerleşim merkezlerini oluşturmaya başlaması.

6.-1. yy

Pitiund (Pitsunda), Gienos (Novy Afon), Eşera ve Dioskuria (Sohum) ön şehirlerin kuruluşu.

M.S.

2.-6. yy

Abhazya’da Roma-Bizans kolonizasyonu.

4.yy

Got`ların Abhazya’ya saldırısı.

5.yy

Pers``lerin Abhazya’yı istilası.

532

Pers-Bizans barış anlaşması. Abhazya’da Bizans egemenliği.

550-600

Abasg, Apsil ve Misimian’ların Bizans’a karşı ayaklanması. Sohum, Pitsunda, Novy Afon ve Tsabal’da savaşlar.

730:

Abhaz (Abazg+Apsil) Krallığı’nın kuruluşu.

737-738

Arap`ların Abhazya’ya saldırısı; Anakopia kalesi (Novy Afon) savunması.

741-978

Leonid ve Bagradit hanedanlığı; 1. Leon Abasg’ın, 2. Leon’un, 2. Feodosiy’in, 2.Dmitriy’in, 1. Georgiy’in, 1. Bagrat’ın, 3. Konstantin’in, 2. Georgiy’in, 3. Leon’un, 3. Dmitriy’in ve 3.Feodosiy’in krallık yılları.

978-1014

Karvelya’nın Abhazya’ya katılması ve Abhaz-Kartvel Krallığı’nın kurulması. 2. Bagrat’ın hükümdarlığı.

1033

Anakopia kalesinin 40 yıllığına Bizans’a devri.

1122
Abhaz-Kartvel Krallığı başkentinin Tiflis’e taşınması.

1220-1250
Moğol istilası ve “Abhaz-Kartvel Krallığı”nın dağılması.

1280

Cenevizli’lerin Abhazya’da ticaret kolonileri kurmaya başlaması.

1330

Abhazya’nın ‘Prenslik’ statüsüyle Bizans’a bağlanması.

1414

Abhaz Prensliği’nin Bizans’dan ayrılıp bağımsız kalması.

1555

Osmanlı İmparatorluğu’nun Sohum’u fethi.

1621-1634

Abhaz-Megrel savaşları.

1680

Abhaz Prensi Marşania’nın Tsabal ve Dal’ı ele geçirmesi.

1771

Abhaz`ların Osmanlı’ya başkaldırısı, Sohum’un geri alınması.

1805

Abhazya’nın Samurzakan bölgesinin Rusya’nın kontrolüne geçmesi.

1808

Abhazya ‘da Çaçba hanedanlığı. Prens Keleşbey Çaçba’nın hükümdarlığı.

1808-1809

Abhazya’da Prens Aslanbey Çaçba’nın hükümdarlığı.

1809

Abhazya Prensi Georgiy (Seferbey) Çaçba’nın Rus Çarı 1. Aleksandr’dan Abhazya’nın Rusya himayesine alınmasını istemesi.

1810

Rus askeri gücünün Sohum’a yerleşmesi ve Abhazya’dan Osmanlı topraklarına ilk muhaceret (sürgün) dalgası.

1811-1821

Abhazya’da Prensi Georgiy (Seferbey) Çaçba’nın hükümdarlığı.

1821-1822

Prens Hasanbey Çaçba’nın Sibirya’ya sürgün edilmesi.

1822

Abhazya’da Prens Dmitriy (Omarbey) Çaçba’nın hükümdarlığı.

1823

Abhazya’da Mihail Çaçba’nın hükümdarlığı.

1824

Rus Çarlığı’nın sömürgeci politikalarına karşı Abhazya’da Aslanbey Çaçba liderliğinde halk ayaklanması. Rus General Gorçakov’un Abhazya’yı ilhak seferi.

1824-1864

Karadeniz’den Hazar’a tüm Kuzey Kafkasya’da Rus-Kafkas savaşları.

1830

Rus donanmasının Sohum çıkarması. Hacı Berzek kumandasındaki Ubıh ve Sadz`ların Gagra’daki Rus mevzilerine  saldırısı.

1837

Rus General Baron Rozen’in Tsabal’a saldırısı.

1839

Rusya’nın Batı Karadeniz sahilini ablukaya alması.

1840

Rus General N. Muravyov’un büyük bir ordu ile Dal’a saldırısı.

1843

Abhaz birliklerinin Pshu seferi.

1849

Prens Mihail Çaçba’nın St.Petersburg’da Çar 1. Nikolay’la görüşmesi.

1855

Osmanlı donanmasının Sohum’a çıkarma yapması.

1856

Rusya’nın Sohum’u yeniden işgali.

1857

Sadz-Ciget ve Ubıh güçlerinin Gagra’daki Rus birliklerine saldırısı.

1859

Rus General M.T.Loris-Melikov’un Pshu seferi.

1862

Abhaz delegasyonunun İngiltere’ye gidişi ve Başbakan Lord Palmerston ile görüşmesi.

1864 / 21 Mayıs

Rus-Kafkas savaşının Kbaada’da (Krasnaya Polyana) sona erişi. Abhaz`ların, Adige`lerin ve Ubıh`ların Osmanlı topraklarına kitlesel sürgününe başlanması.

1864

Rusya’nın Abhazya prensliğini lağvedip Abhazya’nın adını “Sohum askeri garnizonu” olarak değiştirmesi.

1864

Abhazya’nın son hükümdar prensi Mihail Çaçba’nın tutuklanıp Voronej’e sürgüne gönderilmesi.

1866 / 16 Nisan

Prens Mihail Çaçba’nın Voronej’de ölümü.

1866

Abhaz`ların Lıhnı köyünde ayaklanması ve Prens Mihail’in oğlu Georgiy Çaçba’yı Abhazya hükümdarı ilan etmesi.

1867

Abhaz`ların yeniden Osmanlı topraklarına kitlesel sürgünü.

1877-1878

Rus-Osmanlı savaşı (93 harbi); Abhazya’da ayaklanma ve çatışmalar.

1880
Rusya’nın Abhaz`ları “suçlu halk” olarak ilan etmesi.

1892

Dirmit Gulya ve D.Maçavaryani’nin Abhaz alfabesini oluşturması.

1897

Abhazya’da ilk genel nüfus sayımı.

1904

Gagra’nın Soçi Rus sancağına dahil edilmesi.

1904

1 Mayıs işçi bayramının Abhazya’da ilk defa kutlanması.

1905

Rus “Potemkin” zırhlısının Abhazya kıyılarına gelişi.

1905

Sohum’da “sıkı koruma hali” uygulaması.

1906

Abhazya’da “savaş hali” ilanı.

1907

Abhazya’da savaş hali ilanının kaldırılması ve Abhaz halkının “suçlu halk” olduğuna dair 1880 tarihli Çarlık fermanının 2. Nikolay tarafından iptali.

1917 / Nisan

Lıhnı köyünde büyük halk toplantısı

1917 / Mayıs

Abhaz`ların da yer aldığı Dağlı Halklar 1. Kongresi.

1917 / 20 Ekim

Kafkas halkları ve Kazak`ların “Bağımsız Güneydoğu İttifakı” kurmaları ve Abhazya’nın bu ittifaka katılışı.

1917 / Kasım

Abhaz`ların da içinde yer aldığı Dağlı Halklar Hükümeti’nin kuruluşu.

1917 / Aralık

Abhazya’da silahlı devrim gücü “Kiaraz”’ın kuruluşu.

1917 / 6 Kasım

Rusya Bolşevik devrimi (Ekim devrimi) ve Sovyet`lerin kurulması

1917 / 8 Kasım

Nestor Lakoba başkanlığında Birinci Abhaz Halk Sovyeti’nin (meclis) kurulması.

1918 / 9 Şubat

Abhaz Halk Sovyeti ile Gürcistan Halk Sovyeti arasında dostluk ve barış anlaşması imzalanması.

1918 / 21 Şubat

Abhazya’da Sovyet iktidarının kurulması.

1918 / 11 Mayıs

Abhazların da yer aldığı “Bağımsız Dağlı Halklar İttifak Cumhuriyeti”nin kuruluşu.

1918 / 26 Mayıs

Gürcistan Halk Sovyeti’nin dağılması ve Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluşu.

1918 / 26 Mayıs

“Bağımsız Dağlı Halklar İttifak Cumhuriyeti”nin feshi.

1918 / Haziran

General Mazniyev komutasındaki Gürcü ordusunun Abhazya’ya saldırısı. Kodor geçidinde çarpışmalar.

1918 / 15 Ağustos

Abhaz Halk Sovyeti’nin dağıtılması ve üyelerinin tutuklanması.

1919 / 4 Mart

Abhaz`ların Sohum’da hakimiyeti sağlayarak Sovyet iktidarını yeniden kurması.

1921 / 25 Ocak

Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kuruluşu.

1921 / 16 Mart

Abhazya ile Gürcistan arasında “ittifak akdi” imzalanması.

1921 / 31 Mart

Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kuruluşu.

1921 / 31 Nisan

Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti anayasasının kabulü.

1921 / 21 Mayıs

Gürcistan Devrim Komitesi’nin “Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni tanıması ve bağımsızlık deklarasyonunu imzalaması.

1922

Abhazya ile Gürcistan’ın, ayrı egemen devletler olarak “Anlaşmalı Sovyet Sosyalist Federal Cumhuriyet” oluşturmaları.

1922 / 10 Aralık

Rusya’nın öncülüğünde 15 cumhuriyetten oluşan Sovyetler Birliği’nin (SSCB) kurulması.

1925

Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti yeni anayasasının kabulü.

1931 / 19 Şubat

Sovyetler Birliği lideri J. Stalın’in emriyle Abhazya’nın Gürcistan’la oluşturduğu “Anlaşmalı Sovyet Sosyalist Federal Cumhuriyet” yapısının değiştirilmesi ve Abhazya’nın  “cumhuriyet” statüsünün düşürülerek “özerk cumhuriyet” satatüsü ile Gürcistan’a bağlanması. Abhazya’da kitlesel protestolar.

1936 / 28 Aralık

Abhazya SSC’nin kurucu lideri Nestor Lakoba’nın Tiflis’de öldürülmesi.

1937-1952

Abhazya’da Gürcistan baskılarının artması ve sistemli asimilasyon uygulamasına başlanması. Siyasi liderlerin ve aydınların öldürülmesi, tutuklanması ve sürülmesi, Abhaz`ların kamu görevlerine alınmaması, Abhaz okullarının kapatılması, Abhazca`nın yasaklanması, Abhaz yer adlarının Gürcü`celeştirilmesi vb.

1939

Abhazya’yı Gürcü`leştirmek üzere Gürcistan’dan Abhazya’ya  toplu nüfus taşınıp yerleştirilmeye başlanması.

1942

1. Dünya Savaşı’nın Kafkasya’ya sıçraması, Alman-Sovyet güçleri arasında çarpışmalar, Almanların Abhaz köyü Pshu’yu işgali.

1953

Gürcistan’ın baskıları ve Gürcü`leştirme politikalarına karşı kitlesel tepkilerin yükselmesi. Abhaz okullarının yeniden açılması.

1954

Abhaz alfabesinde Rus (kiril) harflerine geçiş.

1965-1967

Abhaz halkının Gürcistan politikalarına karşı kitlesel protestoları.

1988 / 13 Aralık

Abhazya Halk Forumu “Aidgılara”’nın kuruluşu ve 1.kongresi.

1989 / 18 Mart

Abhazya’nın siyasi haklarının iadesi talebiyle Lıhnı köyünde miting ve genel halk oylaması yapılması.

1989 /15-16 Temmuz

Tiflis’den gönderilen Gürcü milis birliklerinin Sohum’a saldırısı. Çatışmalar. Moskova’nın bölgeye asker sevketmesi ve sıkıyönetim ilanı.

1989 / 25-26 Ağustos

Abhaz`ların da yer aldığı Kafkasya Dağlı Halklar Asamblesi’nin kuruluşu.

1990 / 25 Ağustos

Abhazya Parlamentosu’nun, “Abhazya devlet egemenliği ve Abhazya’nın devlet yapısının korunması için yasal garantiler” deklarasyonunu kabul ve ilanı.

1990 / 24 Aralık

Vladislav Ardzinba’nın Abhazya Parlamentosu Başkanlığı’na seçilmesi.

1991 22 Eylül

Abhazya Parlamentosu seçimleri; Halk Forumu ”Aidgılara” adaylarının seçim zaferi.

1991 / 1-2 Kasım

Kafkasya Dağlı Halklar Asamblesi’nin Sohum kongresi; adının Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu olarak değiştirilmesi ve “Kafkasya dağlı halklarının konfederatif ittifakı hakkında deklarasyonun” kabulü.

1991 / 29 Nisan

Gürcistan’ın SSCB’den ayrılması.

1991 / Mayıs

Abhazya Parlamentosu’ndan Gürcistan Yönetimi’ne Abhazya-Gürcistan ilişkilerinin geleceğini görüşme çağrısı.

1991 / Mayıs

Zviad Gamsahurdia’nın Gürcistan’ın devlet başkanı seçilmesi.

1991 / 21 Aralık

Gürcistan’da iç savaşın başlaması.

1991 / 25 Aralık

SSCB’nin resmen dağılması.

1992 / 6 Ocak

Gürcistan’da Zviad Gamsahurdia’nın devrilmesi ve Eduard Şevardnadze’nin Devlet Konseyi başkanlığına getirilmesi.

1992 / Şubat

Abhazya Parlamentosu’ndan Gürcistan Yönetimi’ne yeniden görüşme çağrısı.

1992 / Şubat-Nisan

Gürcistan Yönetimi’nin, Gürcistan’ın Abhazya ile (aynı şekilde G.Osetya ve Acaristan ile) siyasi-hukuki-idari ilişkilerini düzenleyen yapısını yok sayan ve haklarını gaspeden kararlar alması.

1992 / Mayıs

Gürcistan-Abhazya gerginliğinin Abhazya’nın iç siyasi dengelerini zorlamaya başlaması; Abhazya Parlamentosu’ndaki Gürcü-Megrel parlamenterlerin ayrı parlamento kurma girişimi.

1991 / Mayıs-Haziran

Vladislav Ardzınba’dan Eduard Şevardnadze’ye, Gürcistan-Abhazya ilişkilerini görüşme çağrıları. Şevardnadze’nin çağrıları reddetmesi. Ardzınba’nın, Gürcistan-Abhazya ihtilafının barışçı yollarla çözümü konusunda Rusya’nın arabuluculuk desteğini sağlama girişimleri.

1992 / 24 Haziran

Gürcistan ve Rusya arasındaki “Dagomis anlaşması”.

1992 / 23 Temmuz

Abhazya Parlamentosu’nun, “egemenlik” kararı.

1992 / 24-30 Temmuz

Vladislav Ardzınba’nın Türkiye ziyareti. Gürcistan-Abhazya ihtilafının barışçı yollarla çözümü konusunda Türkiye’den destek almak amacıyla TBMM Başkanı ve siyasi parti liderleriyle temasları. DYP-SHP hükümetinin Ardzınba’ya blokajı. Diyasporayla kucaklaşma ve olası gelişmeler konusunda bilgilendirme görüşmeleri.

1992 / 30 Temmuz

Başbakan Süleyman Demirel ile Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’in Tiflis’e giderek Gürcistan’la anlaşmalar imzalaması.

1992/14 Ağustos

Gürcistan askeri birliklerinin Abhazya’ya saldırısı ve Gal, Oçamçira, Sohum’u işgal etmesi. Abhazya halkının direnişi. Sohum’da ilk çatışmalar.

1992 / 15 Ağustos

Gürcistan’ın Gagra’yı denizden çıkarma yaparak işgal etmesi.

1992 / 16 Ağustos

Kuzey Kafkasya’dan Abhazya’ya gönüllülerin gelmeye başlaması ve savaşın yayılarak şiddetlenmesi.

1992 / 26 Ağustos

Diyaspora’dan Abhazya’ya gönüllülerin gelmeye başlaması.

1992 / 3 Eylül

Ateşkes sağlanması, Ardzınba ve Şevardnadze’nin Moskova’da Rusya Başkanı Boris Yeltsin’le biraraya gelerek protokol imzalaması.

1992 / 6 Ekim

Çatışmaların yeniden başlaması ve Abhazya birliklerinin Gagra’yı Gürcü işgalinden kurtarması.

1992 / 7-8 Ekim

Lıhnı köyünde Dünya Abhaz-Abazin (Abaza) Halk Kongresi toplanması.

1992 / 11 Ekim

Kabardey General Sultan Sosnaliev’in Abhazya Savunma Bakanı olması.

1992 / Kasım

Abhazya silahlı birliklerinin Sohum’a taarruzu ve Oçamçira’ya denizden çıkarma yapması.

1992 / 3 Kasım

Abhazya özgürlük savaşında Türkiye’den ilk şehidimiz; Tsiba Efkan Çağlı. Böylece diyaspora-anavatan birliğinin canla-kanla yazılması. Daha sonra Kozba Vedat Akar, Abağba Bahadır Özbağ, Yeğoj Hanefi Aslan, Argun Zafer Alış’ın şehit oluşlarıyla bu birliğin daha da perçinlenmesi.

1992 / 14 Aralık

1993 / Ocak-Temmuz

Sohum, Oçamçira ve Tkvarçal’da şiddetle çarpışmalar.

1993 / 27 Temmuz

Geçici ateşkes anlaşması ve tutsakların karşılıklı iadesi.

1993 / 16 Eylül

Abhazya

1993 / 27 Eylül

Sohum’un Gürcü işgalinden kurtarılması.

1993 / 28-29 Eylül

Oçamçira, Tkvarçal ve Gal’ın Gürcü işgalinden kurtarılması.

1993 / 30 Eylül

Gürcistan işgal kuvvetlerinin ve işbirlikçilerinin tamamının Abhazya’dan atılarak İngur sınırına Abhazya bayrağının çekilmesi. 410 gün süren büyük özgürlük savaşının kazanılması.

1993 / Ekim

Abhazya ve Gürcistan arasında Birleşmiş Milletler (BM) ve Rusya gözetiminde barış müzakerelerinin başlaması.

1994 / 14 Mayıs

Abhazya ve Gürcistan arasında ateşkes anlaşmasının imzalanması.

1994 / 26 Haziran

BM gözetiminde Rusya barış gücünün İngur sınır hattına yerleştirilmesi.

1994 / 26 Kasım

Abhazya Cumhuriyeti Anayasasının, Abhazya Parlamentosu’nda kabulü ve  Vladislav Ardzinba’nın Abhazya Cumhuriyeti’nin devlet başkanı seçilmesi.

1994 /19 Aralık

Abhazya’ya Rusya denetiminde uluslararası ambargo uygulamasının başlaması.

1996 / 23 Kasım

Abhazya Parlamentosu seçimlerinin yapılması.

1998 / 20-25 Mayıs

Gürcistan’ın Abhazya’nın Gal bölgesine saldırısı, şiddetli çatışmalar ve Abhazya’nın Gürcü birliklerini yenilgiye uğratması.

1999 / 3 Ekim

Abhazya halkının referamdumla yeni anayasaya ve bağımsızlığa onay vermesi, Vladislav Ardzinba’nın ikinci kez devlet başkanlığına seçilmesi.

2001 / Ekim

Kodor geçidinde çatışmalar, yukarı Kodor bölgesine Gürcü birliklerinin yerleştirilmesi.

2005 / 12 Ocak

Sergey Bagapş’ın Abhazya devlet başkanı seçilmesi.

2008 / 8-13 Ağustos

Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırısı ve Abhazya’ya saldırı hazırlığı; Rusya’nın müdahalesi ve Gürcistan’ın Güney Osetya ve Abhazya’nın yukarı Kodor bölgesindeki askeri gücünün imhası.

2008 / 26 Ağustos

Rusya’nın Abhazya’nın (ve Güney Osetya’nın) bağımsızlığını tanıması. Akabinde BM üyesi devletlerden Nikaragua, Venezuella, Nauru, Vanuatu, Tuvalu’nun da Abhazya’nın bağımsızlığını tanıması.

2010 / 4 Mart

Abhazya’yı zafere ve özgürlüğe kavuşturan kurucu lideri ve başkanı Vladislav Ardzınba’nın vefatı.

2011 / 29 Mayıs

Abhazya’nın bağımsızlığının tanınmasını sağlayan lideri ve başkanı Sergey Bagapş’ın vefatı.

2011 / 26 Ağustos

Aleksandr Ankvab’ın Abhazya’nın üçüncü devlet başkanı olarak seçilmesi.

 

 

 

 

COATS OF ARMS OF ACHBA  - ANCHABADZE DYNASTY

Гербы Ачба - Анчабадзе королевской семьи

Açba Kraliyet Arması

 

      

       Açba Hapuk Bey                                                  Açba Cafer Bey

 

Grigol Anchabadze

 

 

 
 

Neslişah Sultan.

 

 
 

Neslişah Sultan'ın anneannesi Marşan-pha Emine Nazikeda'dır.

 Dedesi Sultan Vahdettin. Annesi Sabiha Sultan, babası Faruk Efendi'dir.

(Yukarıdaki resim bazı Internet kaynaklarında sehven "Prenses Leyla Açba'nın" resmi olarak verilmektedir. Bu nedenle burada sergilenmesinde yarar görülmüştür. Bu konuda Sayın Papapha Mahinur Tuna'nın katkılarına teşekkür ederiz.)

 

 
     

     

                                     Neslişah Sultan.  1950                                                                                                       Neslişah Sultan Eşi ve Çocukları ile

 

 

Prenses Leyla Açba

 

Prenses Leyla Açba

 

 

Neylermiş Leyla'yı bu fani cihan
Hasret ile helak oldu vücud an be an
 

Sultan Mehmed Vahidüddin Han'dı cümlemizin efendisi
Baş tacı eyledi hemşireyi Kadınefendi
 

Pek ani zuhur buldu Sivas diyarında vefat
Aile efradı içün anda yeri makber-i şüheda
Eser daim üzerinde hasretlü bad
 

Prens Ahmed Açba-Ançabadze (prensesin ağabeyi)

 

Prenses Mihri Müşfik - Açba Otoportre

 

Tıbbiye Nazırı - Açba Ahmet Rasim Paşa

 

Açba Ahmet Bey

 

 

 
 

Fatma Pesend Hanım

Fatma Pesend Hanım فاطمہ پسند خانم; Prenses Fatma Kadriye Achba; 13 Şubat 1876 - Nisan 1928), Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan II. Abdülhamid'in onbirinci eşidir.

 

 
   
     
 

Sağdan sola: Naharbey Açba, Saatbey Açba, Katerina Marşan Pha

 

 

Achba Sasrikua ypa Naharbey

Melih Açba - 1940

Golden Gloves 147 Pound Champion Title

 

Melih Açba - 1974 - 61 Yaşında

 

 
 

 Soldan itibaren 1 sırada Khwaya Akırtaa, Açu Eymhaa, 2. sırada Kats Maan, Zurab Chottua, Goudsmahan Eymhaa, D. Maan, Ayakta George Gvatua, Sirkwa Lakrba, Date Açba, Eristof Eymhaa, Gregori Çaçba

 

 

 

COATS OF ARMS OF CACHBA - SHERVASHIDZE DYNASTY

Гербы Чачба - Шервашидзе королевской семьи

Çaçba Kraliyet Arması

 

  

 

Prince Georgi Dmitrievich Chachba - Shervashidze

Abkhazia came under Russian protection 17 February 1810 through Prince Giorgi Shirvashidze (1810-’21).

Abhazya Prince George Servaşidze (1810-1821) döneminde  17 Şubat 1810 de Rus koruması altına girdi.

 

Princess Nino Chachba - Shervashidze

 

 

Prince Georgi Dmitrievich Chachba - Shervashidze

Prince Georgi III Chachba - Shervashidze

 

 

m

 

Theresa Chichua-Shervaschilze

 

Mary Shervashidze Eristavi

Alexei Shervashidze ve eşi Teresa Lakrba

 

 

 

 

 

 

 

George (GOGLIK) Shervashidze Konstantin Shervashidze`nin oğlu 1887

 

 

Mery Cachba - Shervashidze

 

 

 

Mihail Chachba

 

 

Seteman

Sharashia hühümdarı (1620 - 1640) Don Kristoforo de Kastelli eskiz defterinden

 

 Prenses Varvara (Babo) Mikhailovna Shervashidze

(1859-1946)

 

 

 

 

Prenses Ella_Shervashidze (1846 1918)

 

     

 
 

Fridrich_Dubois_de_Montpereux albümünden

Ali Bey Shervashidze evi

 

 
 

                 

Likhni`deki Shervashidze sarayı

 

 

Prince Giorgi II of Abkhazia - Shervashidze

 

Prince Aleksandr Konstantinovich Chachba-Shervashidze

http://www.kapba.de/Chachba-Shervashidze.html

 

 

 
 

Sukhumi Mayor - Alexander G. Shervashidze among its Abkhazian and Georgian relatives. In the front row sitting, left Grigol Ushangovich Dadiani Varlam G. Anchabadze. 
Center: Alexander G. Shervashidze, Michael Jordania. Standing: First - Konstan
tin Sherim-Beevich Shervashidze Grigol Jikia third, fourth -
 A leksandr (Durub) Elizbarovich Mkheidze.
 

 

 
     

 

George Shervashidze

 

 
 

 

 

George Chachba Shervashidze (Tahtın Varisi) ve ailesi

 

 

Prince_Georgi_Shervashidze_(Chachba)

 
 

 

 

 

 

 

 

Prens Dimitri George Shervashidze nin oğlu 1880 1937

 

 

Konstantin Grigoryevich  Shervashidze     22.0.1858-15.10.1914

Eşi Barones Maria Aleksandrovna Nikolai

 

 
 

Stanislav Lakoba


Saygıdeğer Abhaz prens ailesi Shervashidze (Chachba), birçok ünlü kişilik ürettiği için ünlüdür. Shervashidze ailesinin şeceresi “Rus İmparatorluğunun Soylu Aileleri” kitabının dördüncü cildinde önemli ölçüde tartışılmıştır.(Moskova, 1998).


Abhaz asaletinin en parlak temsilcilerinden biri, Hasan-bey'in torunu Georgii Dmitrievich Shervashidze (1847-1918) (1821-1828 dönemini Sibirya'daki siyasi sürgünde geçiren) ve efsanevi hükümdar Keleshbey'in büyük torunudur. Önde gelen Abhaz tarihçisi GA Dzidzaria, Georgii Shervashidze'nin “Devrim Öncesi Abhaz Entelijansiyanın Oluşumu” adlı kitabında ayrıntılı bir açıklama yapıyor (Sohum, 1979, s. 98-107). Prens Shervashidze'nin genç yaşta yetim kaldığını ve Kutaisi Valisi General L.P. Kolyubakin ve çocuk kitapları yazarı eşi Aleksandra Aleksandrovna (nee Krizhanovskaya) tarafından yetiştirildiğini kaydediyor.

Çocukken Georgii Shervashidze St.Petersburg'da ve yurtdışında yaşadı ve 18 yaşında Moskova Devlet Üniversitesi hukuk fakültesine girdi. İkinci eğitim yılında Abhazya'da 1866 ayaklanması gerçekleşti. Daha sonra Georgii, Niccolo Machiavelli'nin (1469-1527) ahlak kurallarını çürütenleri bile politikada kabul edilebilir herhangi bir yöntem olarak kabul ettiğini belirten “Machiavelli: Hayatı ve Eserleri” adlı öğrenci makalesini tamamladı.


Georgii Shervashidze, 1879'da Moskova Üniversitesi'nden mezun olarak birinci sınıf bir eğitim aldı. 1877-1878'de Rus-Türk savaşında yer aldı. 1879 yılında, Rus şair Aleksandr Griboyedov'un karısı Nina Chavchavadze'nin yeğeni olan Baron A.P. Nikolai'nin kızı Barones Maria Aleksandrovna Nikolai ile evlendi.

1883 yılında Tiflis başkan yardımcısı oldu. Bu kapasitede hizmet ederken, 1888'de Novy Afon'da birkaç kez Tsar Aleksandr III ve ailesiyle tanıştı ve İmparatoriçe Maria Fyodorovna'nın (Danimarka Prensesi Dagmar) dikkatini çekti. Bir yıldan az bir süre sonra Giorgii Shervashidze, 1889-1897 yılları arasında işgal ettiği bir görev olan Tiflis valisi oldu. Maria Fyodorovna ile olan dostluğu, Aleksandr III'ün ölümü ve oğlu Nicholas II'nin tahtına katılımından sonra devam etti.

1980'lerde Gürcistan Merkez Devlet Tarihi Arşivi'nde Georgii Shervashidze'nin kişisel dosyasını, Barones Nikolai-Shervashidze, Dmitrii Giorgievich ile evliliğinden bahseten ayrıntılı bir muhtırada bulmak mümkündür.

Arşiv materyalleri, iki Şervashidze'nin, baba ve oğlun dramatik kaderiyle ilgili birçok bilgiyi çoğaltmaya ve açıklığa kavuşturmak için uzun bir yol kat ediyor. Bunlar 1917-1918 tarihli kapsamlı yazışmaları içerir. Bu kaynaklara göre, 13 Kasım 1899'da G.D. Shervashidze, İmparatoriçe Maria Fyodorovna'ya İmparatorluk Mahkemesi Baş Meclis Üyesi ve 1905-1913 yılları arasında başbakanlık görevlisi olarak St. O ve Maria Fyodorovna daha sonra morganatik bir evliliğe girdiler. Bu evlilik iyi bilinen bir gerçektir, ancak “Rus İmparatorluğunun Soylu Aileleri” (Cilt 4, s.26) kitabının yazarları bir sebeple reddetmeye çalışmaktadır. Shervashidze, 1911 yılında Kral  V. George'un taç giyme törenlerine katılma davetinde İngiltere'ye Maria Fyodorovna'ya eşlik etti.


Tiflis arşivlerinden elde edilen materyaller, II. Nicholas'ın ortadan kaldırılmasından sonra, İmparatoriçe Maria Fyodorovna ve Georgii Shervashidze'nin Rus tahtının Shervashidze'nin oğlu Dmitrii Georgievich Shervashidze'yi (1880-1937) yerleştirmeye çalıştığını da ortaya koyuyor. Ancak bu girişimler başarısız oldu. Yaşlı Shervashidze, Kırım'da tutuklandı ve imparatorluk mahkemesinin diğer önde gelen üyeleriyle birlikte Yalta'da hapsedildi. Kaynak ölümünün kesin tarihini veriyor: 26 Mart 1918'de Yalta'da öldü ve Aytodor kilisesinin mezarına gömüldü.

Georgi Shervashidze, eşsiz kütüphanesini Tiflis'te (1918) açılan üniversiteye bağışladı.

Çarlık Rusya'sında bir dizi politik meselenin çözümüne doğrudan katılan son derece eğitimli ve kültürlü bir adamdı. Çarlık hükümetinin 1890'lardan itibaren Abhazlar'a getirilen bazı kısıtlayıcı önlemlerin 1890'lardan itibaren kaldırılması, 1907'deki “suçluluklarının” reddedilmesi de dahil olmak üzere imparatorluk mahkemesindeki bu etkili figürün adıyla bağlantılı olması mümkündür.

Çarlık Başbakanı S. Yu. Witte, 1904'te Shervashidze’nin Rus-Japon Savaşı’nı engelleme çabaları hakkında bilgi vermektedir.

 

 
 


 

 

 

 

Abhaz`lar ve yakın akrabaları Adige`ler hakkında

 

ANCHA ABAZARA & APSUWARA & AZAXGHARA YIWMIRDZIN

 

всегда верен   -    semper fi  -  daima sadık

 

 

 

     

Kafkasya temsilciler Meclisi

Büyük Ahmet Fevzi Paşa (1871-1947)

 Kafkasya Savaşı'ndan sonra sürgün edilip Osmanlı'ya yerleşen Ubykh ailesinin bir mensubudur. Osmanlı ordusunda tuğgeneral. 1889 yılında İstanbul Harp Okulu'ndan mezun oldu. Bir süre Tahran'da Türk askeri ataşesi görevini sürdürdü, 1904 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Çerkesleri kardeş savaşından korudu. Balkan (1912-1913) ve I. Dünya Savaşı (1914-1918) savaşlarının yanı sıra Kurtuluş Savaşı (1918-1920) üyesi. 9. ve 15. süvari birliklerine, 4. ordunun süvari olan İstanbul Merkez Komutanlığına komuta etti. 1920'de istifa etti. İstanbul'da öldü.

 

 

Kafkas Abhaz atlı tümeni savaşçıları

 

Anzorov Mudar Kaysunovich

Anzorov Mudar Kaysunovich (1883-1927). Rus Ordusu Tümgeneral (04/09/19). Kabardey Anzorovların asilzadelerinden. Tümgeneral Kaisun Anzorov'un oğlu. Nikolaev Süvari Okulu'ndan mezun oldu. Rus-Japon Savaşı'na katıldı (1904-1905) savaştaki başarılarından dolayı nişanlar ve cesaret madalyası aldi. I. Dünya Savaşı'nda, Türk cephesinde 18. Ejderha Alayı'nın bir parçası olarak savaştı. 13 Aralık 1916'da Teğmenlikten Albaylığa yükseldi. Kasım 1917'de Kafkas Yerli Süvari Kolordusu'nun Kabardey süvari alayına transfer edildi. 1918 yazından, Albay rütbesi ile Beyaz ordunun birimlerinin bir parçası olarak görev yaptı. İlkbahardan sonbahar 1919'a - Kabardey süvari bölümünün 1. tugayının komutanı oldu. 10/05/1919, Kabardey süvari bölümünün komutanlığına atandı. İki kez yaralandı. 1920'de yurtdışına ailesi ile göç etti. 1927 baharında Suriye, Halep`te dağda görevde iken öldü.

 

 

Hasan İzzet Paşa (Genatuko) (1871-1933) - Sürgün sonrası Osmanlı'ya yerleşen bir Çerkes ailesinin mensubu. Osmanlı ordusunda Korgeneral (1914). 1890'da Askeri Okuldan, 1893'te İstanbul Harp Okulu'ndan mezun oldu. Birinci Balkan Savaşı (1912-1913) sırasında Chataldzhin müstahkem hattı savunmasında Neshet Körfezi bölümüne komuta etti. Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle Kafkasya Cephesinde konuçlanmış olan Üçüncü Ordu komutanlığına atandı. Sarıkamış savaşı başlamadan önce ordunun komutasını almaya karar veren Enver Paşa ile kavga etti ve 18 Aralık 1914'te istifa etti. 1818-1919 yıllarında İstanbul'daki Çerkes hayır kurumunun başkanlığını yaptı, üç ciltlik Kafkasya Tarihi çalışmasında Eski Trakya`lıların ve Çerkes`lerin etimolojisini yazdı. Çalışmalarında ilk olarak Çerkes`lerin ve ortaçağ tarihinin bir takım problemlerini formüle etti. Özellikle Adige etimolojisi bağlamında "Hitit sorusu" nu ilk inceleyen kişiydi.

 

 

 

KİM "HAİN", KİM “YURTSEVER” ?

Kafkasya Savaşı sırasında belirli sayıda Adige prensleri ve soyluları Rus İmparatorluğu'nun egemenliğini kabul edip, onlarla işbirliğine girdi. Daha sonra, bazıları Rus ordusunda görev yaptı, diğerleri çeşitli idari görevlerde bulundu, ancak bu insanlar kendi ülkelerinde kalıp orada yaşayıp orada öldüler. Bunlara "hain ve işbirlikçi" olarak bakıp bu düzeyde eleştirmek işin en kolay yönü. İşin bir de başka yönü var. O insanlar belki de aradaki güç oranı bakımından kıyaslanamayacak kadar güç farklılığı gösteren bir savaşın kazanılamayacağını (özellikle de Osmanlı`nın kışkırtmaları ve yerine getirmediği sözler düşünülürse) ve bu savaşın sonunda Kafkasya halklarının yok olacağını görmüşlerdir.  Rus egemenliğini kabul eden söz konusu soylular belki de inatla savaşta ısrar eden diğer gurubu, yani kaçınılmaz olan yenilgiden sonra kendi ülkesini ve topraklarını terk etmek zorunda kalarak, katliam düzeyinde salgın hastalık, açlık ve iklim farklılığı nedenleri ile Kafkasya halklarının yarısının sürgün yolunda kaybına sebep olacak şekilde Osmanlı topraklarına göçmekte önderlik eden soylu bey ve prensleri halklarını felakete sürükleyen esas hainler olarak görmüşlerdir.


Fotoğraftaki Kabardey prensleri ve soylular: 1. Tambiev, 2. Atazhukin, 3. Urusbiev, 4. Naurzov, 5. Karmov (Rus ordusu generali),
6. Karmo 7. Abukov.

 XIX yüzyılın sonu.

 

 

 

Hifaf Laşüria, 90 küsür yaşındaki oğlunu gezdiriyor.

 

 

               

 

                    

https://en.wikipedia.org/wiki/Nestor_Lakoba

https://en.wikipedia.org/wiki/Nestor_Lakoba

https://abaza.org/tr/sariya-lakoba-nestor-ve-abhazyanyn-sadyk-ismi

 

 

Abhaz yaşlılar geleneksel toplu dans olan AYBARKIRA yapıyorlar

 

 

Abhazya Ritsa milli parkı

General Luitenant Victor A. Abaza

The filiation of Abaza family who went to Russia in 1711, following the Ruler Dimi­trie Cantemir in his new homeland, during the eighteenth century – the middle of the nineteenth century was an almost exclusively military character. In the second half of the nineteenth century – the beginning of the twentieth century, some representatives of Abaza family held ranks and important duties in the military system of the Russian Em­pire (such as General Viktor A. Abaza, Admiral Alexei M. Abaza and so on). Antiqua­rian documents let to conclude the return of some Russian filiation Abaza descendents (such as Major Afanasii A. Abaza, Valerian A. Abaza etc.) in the mid of the nineteenth century in their old homeland and settled to live in Podolia and Bessarabia.

 

 

Aleksei Mikhailovich Abaza (Russian: Алексе́й Миха́йлович Абаза́; 30 April 1853 – 1915)

Aleksei Mikhailovich Abaza (Russian: Алексе́й Миха́йлович Абаза́; 30 April 1853 – 1915) was a Royal Dignitary of Russia and served as a Rear Admiral in 1903. He was one of the leading committee members which governed foreign affairs with an emphasis on Far Eastern issues.[2]

Abaza was part of the Bezobrazov group, along with his cousin Aleksandr Mikhailovich Bezobrazov,[3] Secretary of State, and Admiral Evegeni Alexseev, and their policies that contributed predominantly to the Russo-Japanese War,[4] after which the committee was abandoned and Abaza became a Royal Naval officer.

 

Samurzakan Abhaz`ları

 
 

Gürcü Sovyet Ansiklopedisi`nden naklen "1705 yılında Abhazya yönetici ailesinin üç erkek kardeşi Chachba (Gürcü dilinde Shervashidze) adını aldı, biri kuzeyi aldı (Gagra'dan R. Kodor'a), ikincisi merkezi Abzhywa bölgesi ( Kodor, R. Ghalidzga'ya) ve üçüncüsü, güney kısmı (Ghalidzga'dan R. Ingur'a) Murzaqan ve böylece modern Gal Bölgesine kabaca eşdeğer olan bu eyalet Samurzaqano olarak biliniyordu. "

 

 
 

      

Abhaz'lar soy ağaçlarını iyi bilirler fakat asla ırk farkı gözetmezler.

Abhaz olmak genetik kök ile değil yürek ile ispat olur.

 

 
 

 

 
   

 

“Vahşi Tümen” (Дикая дивизия) ve Sultan Kılıç Giray

 

 

23 Ağustos 1914 tarihinde Rus çarı Nicholas II. tarafından bir kararname yayınlanır. Bu kararnameye göre Kuzey Kafkasya Halklarından özel bir tümen oluşturulacaktır.Daha önceden Rus ordusunda Kafkas Süvari ve Kafkas Kazak tümenleri vardı.Bu yeni yapılanmada ise sadece yerelliği özellikle vurgulanıyordu. Onlar Rusya’nın şanlı,”Vahşi”, eski düşmanlarının oğulları veya torunlarından oluşturuldu. Kabardey, Dağıstan, Çeçen,İ nguş, Karaçay, Balkar, Tatar, Çerkes haklarından özel olarak Kafkas Yerli Süvari Tümeni oluşturuldu. Bölüklerin başına saygınlığı olan yerli kişiler getirildi. Birlikler asıl ana gövdeye katılmadan önce toplanma yerlerinde, askeri namusunu korumak, sırlarını tutmak, kendi komutanlarının emirlerine itaat etmek için yemin ettirildiler. Savaşta başarı kazanılması için dualar edildi.Daha sonra trenlere bindirilerek ana karagaha gönderildiler. Eylül 1914’te “Kafkas Vahşi Tümeni” oluşumunu tamamlamıştı. Tümen komutanlığına çarın küçük kardeşi Büyük Dük Michael Aleksandroviç getirildi. Tümenin resmi adı, “Kuzey Kafkasya Tümeni”idi.

Tümen Batı Cephesinde, Almanya, Avusturya-Macaristan, Galiçya sınırında görev yapmak üzere konuşlandırıldı. Ünlü yazar L.Tolstoy’un gazeteci ve yazar oğlu İlya L.Tolstoy, Galiçya’da, Sambor kasabasına onların girişini ve görünümlerini " Kafkas Yerli Süvari Tümeni ile ilk tanışma” adlı makalesinde anlatmıştır. Tarih 26 Kasım 1914’ü gösteriyordu.

Kafkas Tümeni 1915 yılında Karpatlarda,Güney ve Batı Cephesinde,düşman birlikleri nerede ilerliyorsa orada onurlu bir şekilde mücadele ederek onları durdurdu, mağlubiyeti tattırdı.

1914-1917 yılları arasında savaş boyunca kahramanca mücadele ettiler. Birlikten 3500 kişi, kahramanlıkları ve cesaretlerinden dolayı “George Cross ve St.George” nişanları ile ödüllendirildiler.

Çok çetin savaş savaş yöntemleri ve acımasız özelliklerinden dolayı bu tümen, gayri resmi olarak “Dikaya Diviziya”, yani “Vahşi Tümen” olarak adlandırılmıştır.

Tüm bunlarla ilgili bilgileri, kimlerin bu tümene alındıkları, kadrosu, girdiği savaşların anılarını, en ince ayrıntısına kadar Teğmen Sergei Kournakoff’un “Savage Squadrons” (Vahşi Birlikler) adıyla 1936’da Londra ve New York’ta yayınladığı yapıtta bulabilirsiniz.

Mesela, Sultan Kılıç- Giray bu birliğe katıldığında yüzbaşı rütbesinde ve 2.Çerkes Süvari Bölüğü Komutanı idi. Yarbay Sultan Kerim-Giray, Alay komutanı olarak görev yapıyordu. Asteğmen Sultan Beyazıt Giray yine 2. Süvari Bölüğü’nde görev yapmaktaydı.

1917 yılında Rusya’da devrim olduYeni hükümet birliği dağıttı.1917 Eylül sonunda, Ekim ayı başında onları uzaklara götüren tren onları tekrar vatanlarına getirdi. Tümgeneral olan Sultan Kılıç-Giray emrindeki Kabardey süvarileri ile beraber Kuzey Kafkasya’ya gelip yeni kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti emrine girerek Bolşeviklere karşı savaşa katıldı.

Bu cumhuriyetin ilk başkanı da yine bu tümende Çeçen Süvari Alayı Komutanı olan Abdulmecid (Tapa) Artsuevich Çermoyev idi.

Çar ordusunda kahraman olarak başladığı hayatı Sovyet hükümetinde hain olarak sonlanan Vahşi Tümen subayı Sultan Kılıç-Giray (1880-1947), “1920 baharında Gönüllü Ordu'nun yenilerek ülkeyi terk etmesive kısmen de Kızıl Ordu birliklerine ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Savunma Konseyi birliklerine teslim olmaları sırasında, Karadeniz yöresine çekilerek subayları ve askerlerinden bir kısmıyla birlikte Abhazya yöresine geçmeyi başardı.Daha sonra bin kadar Çerkesle birlikte Kuban'a dönerek Karaçay-Abaza-Adıge yörelerinde, Dağıstan ve Çeçenya'daki halk ayaklanmasına paralel olarak oluşan ve Ağustos-Aralık 1920 arasında altı ay kadar süren milli ayaklanmaya önderlik etti. Ayaklanmaların üstün Kızıl Ordu birlikleri tarafından bastırılmasından sonra, bir kısım arkadaşlarıyla birlikte zorlukla Abhazya yöresine geçti. Gürcistan Cumhuriyeti'nin de Kızıl Ordu'nun saldırısına uğrayarak Sovyetleştirilmesi üzerine Türkiye'ye iltica ederek bir süre Samsun'da yaşadı. Bu sırada Yunan işgaline karşı savaş vermekte olan TBMM Hükümeti'nin ordusunda görev alma isteği, Dışişleri Bakanı Bekir Sami Kundukh'un da aracılık etmesine karşın Genelkurmay tarafından "Türkçe bilmemesi ve rütbesinin yüksek oluşu" nedeniyle kabul edilmedi. Bunun üzerine Vrangel donanmasıyla Fransa'ya giderek Paris'te yerleşti.”

“İki Dünya savaşı arasında yaşadığı Paris'te, Sovyet Rusya karşıtı ve bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ni yeniden oluşturmak gayesiyle Promete cephesine dahil olarak mücadele veren "Kafkasya Dağlıları Halk Partisi'nin kurucu ve yöneticileri arasında bulundu. Kafkasötesi Cumhuriyetleri (Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan) temsilcileriyle ortaklaşa oluşturulan "Kafkasya İstiklal Komitesi" içinde aktif yer aldı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Berlin'de, içinde eski Kafkasya siyasi göçmenleri ile Almanlara esir düşen yada iltica eden Kafkasyalıların birlikte yer aldıkları "Kuzey Kafkasya Milli Komitesi"nin ve Kuzey Kafkasya Lejyonu'nun önde gelen kişilerindendi. Kafkasyalılardan oluşan bir kurulun başında olarak Kafkasya'nın Alman işgali altına girmiş bölgelerinde de bulundu ve köyüne kadar gitti.”

“Savaş sona erdiğinde çeşitli ülkelerden gelerek bir araya toplanan, Kuzey İtalya ve Avusturya'ya kadar çekilen on bin kadar Kuzey Kafkasyalı mültecinin arasında idi ve onların Temsilciliğine seçilmiş bulunuyordu. Mayıs 1945'te, bu Kafkasyalılar ile aynı bölgede yerleşmiş bulunan Kazaklar, Yalta Anlaşmasının gizli bir hükmü uyarınca, İngiliz-Amerikan Komutanlığı tarafından aldatılmak suretiyle zorla Kızıl Ordu Komutanlığına teslim edildiler. General Sultan Kılıç Girey, asla "Sovyet insanı" olmayı kabul etmemiş olması nedeniyle bu zoraki teslim faciasının dışında tutulmasına karşın, yiğitçe bir davranışla soydaşları ve arkadaşlarının feci sonunu paylaşmayı yeğledi. İngiliz ve Amerikalı subayların şaşkın bakışları arasında, kendi isteğiyle Kızıl Ordu Komutanlığına giderek amansız düşmanlarına teslim oldu (Mayıs 1945).”

“Alman hükümetiyle işbirliği yapmış bulunan Rus General Vlasov ve bazı Kazak generalleri ile birlikte "Sovyet Yüksek Askeri Mahkemesinde "yargılanarak" ölüm cezasına çarptırıldı ve asılmak suretiyle Moskova'da idam edildi (1947)”.

 

 

      

Kaynakça:

https://www.jinepsgazetesi.com/makale/vahsi-tumen-ve-kilic-giray-1381

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

 

   

 
 

 
 

AHMET TSALIKKATI

(1882 - 1928)

 

Müslüman Sosyalizm teorisinin kurucusu, Kafkasya yurtseveri, politikacı, toplum adamı, yazar ve şair Ahmet Tsalıkkatı, Kurtatı Boğazı'nda Nogkau köyünde 1882'de doğdu. Babası Tembolat ve annesi Tserekatı Gigo'nun dört çocuğundan (kızkardeşleri Nadi ve Fatimat, erkek kardeşi Şamil) birisidir. 1899'da Stavropol Spor Lisesini bitiren ve Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesine başlayan Ahmet Tsalıkkatı, üniversite yıllarında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne (RSDİP) girdi ve bazı öğrenci derneklerinin yöneticisi olarak partide önemli bir noktaya geldi. Kurucu Meclis oluşturulması talebiyle ortaya konan ilk öğrenci bildirisi onun kalemine aittir. Öğrenci sıralarında başladığı devrimci faaliyetler yaşamında bazı izler bıraktı. Çarlığın güvenlik güçlerince uzun süredir izlenen Tsalıkkatı, karıştığı devrimci eylemler nedeniyle birçok kez hapis ve sürgün cezalarına çarptırıldı.

1903 yılında Moskova'dan baba ocağına sürgüne gönderilen Tsalıkkatı , Terek bölgesinde sosyal demokrat komitelerin kurulmasına çalıştı ve devrim hareketlerini Osetya'ya getiren ilk kişi oldu. Tsalıkkatı'nın faaliyetleri sadece Osetya ile sınırlı kalmadı. Rusya Sosyal Demokrat Devrimci Partisi'nin Terek-Dağıstan Merkezi’nin kurulmasına büyük emek harcadı. 1904 yılında Moskova'ya dönen Ahmet Tsalıkkatı, Kiev'de toplanan Rusya Gizli Öğrenci Kongresi'ne Moskova Üniversitesi'nden temsilci olarak seçildi.

Tsalıkkatı, 1907 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre avukatlık yaptı ama bu iş onu tatmin etmedi ve tekrar politikaya döndü. “Russkoye Slovo” (Rus Sözü), “Ranneye Utro” (Sabahın Erken Saati), “Utro Rossii” (Rusya Sabahı), “Vestnik Yevropı” (Avrupa Habercisi) gibi önemli Rusça yayınların sürekli kadrosu içinde yer aldı. “Kavkaz i Povolje” (Kafkasya ve Volga Bölgesi, 1913), “V gorakh Kavkaza” (Kafkas Dağlarında, Hikayeler, 1914), “Krasavitsa Zübeyda” (Güzel Zübeyde, Hikayeler) gibi şiir, hikaye, roman ve deneme eserleri yayımlandı. Aynı zamanda "Musulmanskaya Gazeta" adlı gazetenin sahipliğini de yaptı. Bu yayınlarda "Kurtatag", "Ah. Tsalikov", "Ahmed", "A.C." gibi müstear adlar kullanan Tsalıkkatı, toplumsal ve edebi çalışmalarıyla Rusya’daki Müslüman milletlerin politik çevrelerinin dikkatini çekti. Basın dünyasındaki bu çalışmaları onun Rusya politik sahnesinde giderek tanınması ve 1917'nin karmaşasında intelijansiyanın parlak bir temsilcisi olarak ön saflarda yer almasını sağladı. Devlet Duması’ndaki Müslüman Fraksiyonu tarafından özellikle öğretim ve okullar konusunda olmak üzere çalışmalara katılması için davet edildi. Ancak özellikle bu konuda çalışması Müslüman Fraksiyonu'nun diğer sorunları ile ilgili çalışmalara katılmasına engel olmayacaktı.

Rusya'da gelişen devrim hareketleri, anayurdu Kafkas Halklarının ve Rusya Müslümanlarının politik arenada uğradığı haksızlıklar, "Petrograd Sovyeti"nin de ateşli bir mensubu olan Tsalıkkatı'yı bu kitlenin organizasyonuna ve onların politik çabalarını biçimlendirmeye yöneltti. Şubat 1917 devrimi ve Çarlığın yıkılmasından sonra, Rusya’daki Müslüman halkların hemen tüm sosyo-politik gruplarını bir araya getiren “Tüm Rusya Müslümanları Kongresi”nin (1-11 Mayıs 1917) toplanmasında ve çalışmalarında aktif rol oynadı. Müslüman Fraksiyonu Dördüncü Duması'nın topladığı kongrede oluşturulan Milli Merkezi Şura’nın başkanlığına seçilerek Rusya Geçici Hükümeti ile görüşmeler yaptı ve Rusya’daki Müslüman halkların haklarını savundu. Fakat kendisinin ve diğer Müslüman liderlerin Kerenski başkanlığındaki Geçici Hükümet’te yer almaları Petrograd Sovyeti’ndeki Gürcü Menşevik liderlerden Tseretelli ve Çkheidze’nin düşmanca müdahaleleriyle önlendi. (Tsalıkkatı daha sonraları bu yersiz ve beklenmeyen müdahaleyi Kuzey Kafkasyalılarla Gürcüler arasındaki tarihsel anlaşmazlıkların bir sonucu olarak nitelemiştir). Buna karşın Ağustos ayı sonunda Başkomutan General Kornilov'un hükümet darbesi girişimi sırasında yine de büyük bir iyi niyetle devrimi ve hükümeti destekledi. Rusya demokrasisinin ideolojisi ve ruhuyla yetişmiş ve o zamanlar buna kalpten inanan Tsalıkkatı, Kuzey Kafkasya Merkez Komitesi temsilcisi Aytek Namitok, Zahid Şamil ve Prens Machabeli ile birlikte, Petrograd önlerine gelmiş bulunan Kafkas Süvari Tümeninin (Dikiya Divizyai) Kuzey Kafkasyalı komutanlarını, Tüm Rusya Müslüman Konseyi Başkanı olmasının sağladığı otoriteyle ikna ederek hareketin başkent Petrograd kapılarında durdurulmasını sağladı.

Eylül 1917’de Petrograd’daki Sosyalist Partiler Kongresi’ne katılarak “Rusya Müslümanları Milli Şurası” adına çeşitli girişimlerde bulundu. Bu arada Kurucu Meclis’in hemen toplantıya çağırılmasını ve bakanlık düzeyinde bir “Müslüman Devlet Sekreterliği” oluşturulmasını istedi. Fakat kendi demagojik çalışmalarıyla meşgul bulunan sosyalistler, Tsalıkkatı’yı çok az desteklediler. Rus ve Gürcü sosyalistlerinin tutumunun doğurduğu hayal kırıklığı, sonradan Tsalıkkatı’nın Bolşeviklerle olan kısa ömürlü ilişkisine ve Kafkasya Sosyal Demokrat örgütünde birlikte çalışırlarken tanıdığı J. V. Stalin ile görüşmelerine vesile oldu.

Ahmet Tsalıkkatı, Müslümanların listesinden Tüm Rusya Kurucu Meclisi’ne üye seçildi. Ekim 1917’de Bolşeviklerin Petrograd’da bir ayaklanmayla iktidarı ele geçirmelerinden sonra, Milliyetler Halk Komiserliğine getirilen J. V. Stalin, Rusya Müslümanları Milli Şurası Başkanı olan Ahmet Tsalıkkatı ile temasa geçerek, ona Bolşeviklerle işbirliği önerisinde bulundu. Buna göre Milli Şura bağımsızlığını koruyacak ve Tsalıkkatı, Hükümetin yakın bir tarihte kuracağı "Müslüman İşleri Komiserliği"nin başına getirilecekti. "Truva Atı" olarak kullanılmak istenen Ahmet Tsalıkkatı ve arkadaşları Bolşevik'lerin bu önerisini kabul etmediler ve Tsalıkkatı anayurdu Kafkasya'ya döndü.

Kuzey Kafkasya’da, 1918 yılı başlarında Bolşeviklerin inisiyatifinde oluşturulan “Terek Bölgesi Halk Konseyi”nin başına geçti. Başlangıçta Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Hükümeti’nin Sovyet Rusya karşıtı eylemlerine ve bağımsızlık ilanına da karşı çıkmasına rağmen, fikirlerinde de değişmeler oldu ve Denikin'e karşı mücadeleye aktif olarak katıldı. Girişimi sürükleyen "Birleşik Kafkasya Dağlıları Geçici Merkezi" üyesi olarak, bu coğrafyanın "devletleşme" sürecine katkıda bulundu. Kuzey Kafkasya bölgelerinin İngiliz destekli General A. İ. Denikin’in komuta ettiği Beyaz Ordu tarafından işgalinden sonra, Milli aydınların çoğu gibi o da Gürcistan’a sığınmak zorunda kaldı. Yazdığı "Zaman Geldi" şiiri Kafkasya Birliği "Birlik Marşı" haline geldi. Tiflis’te sürgünde oluşturulan Kuzey Kafkasya Milli Komitesi’nin ve sonra da sürgündeki 52 kişilik “Kuzey Kafkasya Milli Meclisi”nin başına getirildi. Tiflis’te Rusça yayınladığı “Volnıy Gorets” (Özgür Dağlılar, 1919-1920, 68 sayı) gazetesiyle “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Savunma Konseyi”nin ve milli davanın emrinde görev aldı. Tsalıkkatı, aralarındaki düşünsel farklılıklara rağmen Uzun Hacı ve Akuşalı Ali gibi tarikat önderlerinin yönetimindeki "Savunma Konseyine" destek verdi. Bu dramatik anlarda Gürcistan ve Azerbaycan hükümetleri ile askeri ve politik temaslar sağlamaya çalıştı. Ali Han Kantemir ve iki delegeyi Karabağ'da karargâh kuran Kazım Kapba'nın mücadeleye iştirakini sağlamak üzere görevlendirdi. Ağustos 1919 ortalarında Kazım Bey ile Tiflis'te görüştü ve 2 üyenin muhalefet şerhine rağmen 50 oyla Kazım Bey "Kuzey Kafkasya Cephe Kumandanlığı"na getirildi.

1921 yılı baharında Gürcistan’ın da Kızıl Ordu tarafından işgali üzerine Avrupa’ya geçen Ahmet Tsalıkkatı, yurdunu kaybettikten sonra yerleşmiş bulunduğu Çekoslavakya’nın merkezi Prag’da, çalışmalarına iştirak ettiği yardımlaşma örgütü "Soyuz Gortsev Kavkaza"nın (Kafkasya Dağlıları Birliği) 29 Nisan 1924'deki genel kurulunda başkanlığa seçildi. Rusya mahkumu milletler bloğu olarak adlandırılan "Promethe" cephesi bünyesinde çalışmak üzere kurulan ve Kuzey Kafkasya'lı siyasi mültecilerin ilk ve tek "siyasi parti"si olan sosyal demokrat eğilimli "Narodnoya Partiya Gortsev Kavkaza" (Kafkasya Dağlıları Halk Partisi - KDHP) içinde, Said Şamil, Sultan Kılıç Girey, Mehmet Fetgeri Şöenu, Aytek Kunduh, Balo Bilattı vd. Kafkasyalı yurtseverlerle birlikte yer aldı. Tsalıkkatı, "Promethe" hareketinin öncüsü olarak “Kavkazskiy Gorets” (Kafkas Dağlıları, 1924-25) dergisini yayınlamaya başladı. "Ahmed", "Kurtatag" gibi mahlaslarla yazılarını da yayınladığı bu dergiden sonra, Kafkasya Dağlıları Halk Partisinin yayın organı olarak “Volnıye Gortsı” (Özgür Dağlılar, 1927-28) dergisini çıkardı. Devrim yıllarındaki kardeş kavgasını anlatan "Brat na brata" (Kardeş Kardeşe Karşı 1926) kitabını burada yayınladı. "Okrovalennıye Gorı" (Kana Bulanmış Dağlar), "Gorskaya Respublika" (Dağlı Cumhuriyeti) ve "Dagestan v ogne" (Dağıstan Ateşler içinde) kitaplarının akibeti ise bilinmemektedir.

Kafkasya’nın bu büyük evladı 2 Eylül 1928'de, Polonya'nın başkenti Varşova’da uzun süren bir hastalık döneminden sonra, yurt özlemi içinde öldüğünde sadece 46 yaşındaydı. Ahmet Tsalıkkatı, Kuzey Kafkasya emigrasyonun ilk büyük kaybı idi

 

Kaynakça :

Berzeg, Sefer E. (Mart 2003). Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti 1917-1922, Kafkasya Dağlıları Birliği’nin Kuruluşu (I. Cilt). İstanbul : Birleşik Kafkasya Derneği.

Berzeg, Sefer E. (Ocak 2006). Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti 1917-1922, Sovyet Karanlığına Girerken (III. Cilt). İstanbul : Birleşik Kafkasya Derneği.

Namitokova, R.Y. ve Neflyasheva, N.A. (17 Şubat 2018). ИЗ ИСТОРИИ КАЗАЧЬЕ-ГОРСКОЙ ЭМИГРАЦИИ. АЙТЕК НАМИТОК: ОПЫТ РЕКОНСТРУКЦИИ ПОЛИТИЧЕСКОЙ БИОГРАФИИ. Erişim Tarihi : 10.03.2018, http://gazavat.ru/ (Dağlı Emigrasyon Tarihi. Aytek Namitok : Siyasi Biyografi Denemesi)

Turan, M. Aydın. (Eylül 1996). Kuzey Kafkasya ve Rusya Müslümanlarının Öncü Aydınlarından Ahmet Tsalıkkatı. Tarih ve Toplum, Sayı: 153, S:48-57;

Turan, M. Aydın. (1994) Fırtınalı Yıllarda Bir Mücadele Adamı, Ahmet Nimbolatoviç Tsalikattı, (1882-1928). Yedi Yıldız Dergisi, Sayı: 3 S:19-24.

Dr. Nevruz, Yılmaz. (1995). Said Şamil’den Muhaceretteki Kuzey Kafkasyalıların “Esir Vatan”ın Kurtuluşuyla İlgili Mücadelelerine Işık Tutan Tarihi Bir Mektup. Birleşik Kafkasya Dergisi, No:3, S. 48-54. No:4, S. 31-39

Samsun Birleşik Kafkasya Derneği. Kafkasya Dağlıları Halk Partisi. Erişim Tarihi : 12.03.2018, http://www.samsunbkd.org/

Ахмед Цаликов – РАССКАЗЫ. (30.07.2011). Erişim Tarihi : 12.03.2018, http://www.iriston.com/ (Ahmed Tsalikov - Öyküler)

ТАКАЗОВ В.Д. Цаликов Ахмет Темболатович (1882-1928). . Erişim Tarihi : 13.03.2018, http://ossetians.com/ (Takazov V.D. Tsalikov Ahmet Tembolatovich)

https://ru.wikipedia.org  /

 

 

 

ÇERKES ETHEM

 
 

 

 

 

ÇERKES ETHEM

Kafkasya’dan gelip Anadolu’ya yerleşen Çerkez boylarından Şapşıh oymağına mensuptur. Babası Bandırma ile Mihaliç arasındaki Emreköy’de ziraat ve değirmencilikle uğraşan Ali Bey’dir. Doğum tarihi kaynaklarda 1884 ve 1886 olarak gösterilmekte olup Ali Bey’in beş oğlundan en küçüğüdür. Ağabeyleri Reşid ve Tevfik beyler gibi o da subay olmaya heves etti. Babasının karşı çıkması üzerine rüşdiyeyi bitirdikten sonra 1905’te İstanbul’a kaçtı ve Bakırköy Süvari Küçük Zâbit Mektebi’ne girdi. Burayı birincilikle bitirerek zâbit vekili oldu. Daha sonra Bulgar cephesinde Çürüksulu Mahmud Paşa’nın kolordu muhafız bölüğünde süvari kıtası kumandanı olarak çarpıştı ve yaralandı.

I. Dünya Savaşı sırasında Ethem Bey ağabeyi Reşid Bey’le birlikte Teşkîlât-ı Mahsûsa’da görev aldı. Ayrıca Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın Rauf Bey’in (Orbay) kumandasında düzenlediği, İran-Afganistan üzerinden Orta Asya’ya ulaşmayı amaçlayan harekâta katıldığı gibi 1918 yılı başlarında Irak seferinde de bulundu. Yaralanıp hastalanınca Bandırma’daki baba evine döndü.

Millî Mücadele’ye katılmadan önce, Bandırma ve Manyas çevresinde faaliyet gösteren Manyaslı eşkıya Şevket ve Çolak İbrâhim ile birlikte hareket eden Ethem, 13 Şubat 1919’da İttihatçılar’ın İzmir Valisi Rahmi Bey’in oğlunu fidye almak için kaçırarak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra, Ege bölgesinde düşmana karşı mukavemet edebilecek güçler oluşturulurken daha önce maiyetinde çalıştığı Rauf Bey kendisini Salihli ve çevresinde bir milis gücü teşkil etmekle görevlendirdi. Böylece resmen Millî Mücadele’ye katılıp yaklaşık altı ay içinde, aynı bölgede bulunan Poyraz Ağa ve Alaşehirli Mustafa Bey çeteleriyle birleşerek Ege bölgesindeki teşkilâtlanmasını tamamladı. Yunanlılar’a karşı “millet hattı” denilen bir cephe oluşturdu. Bu cephenin oluşması sayesinde daha sonra Ali Fuad Paşa Hey’et-i Temsîliyye’yi Ankara’ya çağırma imkânı bulabilecekti. Ayrıca teşkil ettiği “kuvâyı seyyâre” adı verilen milis kuvvetleriyle Millî Mücadele’yi tehdit eden iç isyanları bastırmada başarı gösterdi. Önce Balıkesir’in kuzeyinde tehlikeli bir hal alan Anzavur İsyanı’nı, daha sonra Ankara’yı tehdit eden Düzce ve Adapazarı civarındaki isyanları bastırdı (Nisan-Mayıs 1920); bu başarıları ona büyük şöhret kazandırdı. Ardından, Ege cephesinde Yunanlılar’la çatışmaların başladığı bir sırada Yozgat’ta Çapanoğulları’nın Ankara hükümetine karşı ayaklanmaları ve isyancılar üzerine gönderilen nizâmiye birliklerinin başarı elde edememesi üzerine Ankara’ya çağrıldı. Yunanlılar’a karşı hazırlıklar içinde olan Ethem Yozgat’a gitmek istemiyordu; ancak ısrarla davet edilince kuvvetleriyle Ankara’ya gitti ve istasyonda bizzat Mustafa Kemal tarafından karşılandı. 20 Haziran’da Yozgat’a doğru harekete geçti, bir hafta gibi kısa bir zamanda isyanı bastırdı. Bu olay kuvâ-yı seyyârenin, dolayısıyla Çerkez Ethem’in prestijini zirveye çıkardı. Gerek bu başarısı gerekse daha önce kendisine gösterilen büyük ilgiden cesaret alarak Ankara hükümeti üzerinde nüfuz kurmaya çalıştı. Yozgat olaylarının Ankara Valisi Yahyâ Galib Bey’in ihmalinden kaynaklandığını ileri sürerek valinin cezalandırılmasını istedi. Mustafa Kemal buna karşı çıktı, Ethem ise Yahyâ Galib’in cezalandırılmasında ısrar ediyordu. Hükümete rağmen meclisin çoğunluğu da onu tutuyordu. Bu çekişme, Ethem’in Ankara’ya gidip meclis reisini meclisin önünde asacağı tehdidinde bulunması ile daha da sertleşti.

Öte yandan Millî Mücadele’nin başlangıç safhasında savunmaya yardımcı olur düşüncesiyle ve Batı emperyalizmine karşı Rusya’nın dostluğunu sağlama ümidiyle Bolşevizm taraftarı Yeşil Ordu Cemiyeti kurulmuştu. Çerkez Ethem, Yozgat isyanları sırasında Ankara’ya gidip gelirken tanıdığı cemiyete ağabeyi Reşid Bey aracılığıyla girmişti. Cemiyet de Çerkez Ethem’i kabul etmekle muhtemelen silâhlı bir güce kavuşmayı hedefliyordu. Yeşil Ordu Cemiyeti’nin bu şekilde güç kazanmasını, hatta kendi adını kullanarak yayılmaya başlamasını sakıncalı gören Mustafa Kemal, Dahiliye vekili ve cemiyetin kurucularından Hakkı Behiç’e (Bayiç) cemiyetin kapatılmasını emretti. Hakkı Behiç bunun o an için imkânsız olduğunu, ancak faaliyetlerinin yavaşlatılabileceğini bildirdi. Bunun üzerine cemiyet faaliyetlerini Ethem’in daha güçlü olduğu Eskişehir’e kaydırdı. Bu durumu fırsat bilen Ethem ise Eskişehir’de Büyük Millet Meclisi’ne karşı kendi liderliğini ve Bolşevikliği savunan Seyyâre-i Yeni Dünya adlı bir “İslâm Bolşevik gazetesi” çıkarmaya başladı. Ankara hükümeti durumdan büyük ölçüde rahatsız oldu ve 1920 sonbaharında Yeşil Ordu Cemiyeti’nin faaliyetlerini tamamen yasakladı. Ancak Bolşevizm’i savunan bir harekete muhalefeti, o günlerde çok ihtiyaç duyulan Moskova ile olan dostluğun bozulmaması için göze alamayan Mustafa Kemal Türkiye Komünist Fırkası’nı resmen kurdurdu. Ayrıca Ethem’in de muvafakatiyle Seyyâre-i Yeni Dünya gazetesini ve matbaasını Ankara’ya naklettirerek bunu yeni fırkanın gazetesi olarak neşrettirdi. Böylece Ethem ile Ankara arasında kısa sürecek bir sunî barış sağlandı. Fakat Eylül 1920’de kurulan İstiklâl mahkemelerine Ethem’in karşı çıkması tekrar çekişmelerin başlamasına sebep oldu.

Bu arada Ankara’da bütün milis kuvvetlerinin dağıtılıp düzenli ordunun kurulması üzerinde çalışmalar başlatılmıştı. Dahiliye Nezâreti bu amaçla yayımladığı bir tamimle Ethem’in gelişigüzel asker toplamasını yasakladığı gibi kendisine bağlı birliklerin Batı Cephesi Kumandanlığı emrine girmeleri istendi. Buna özellikle Ethem’in ağabeyleri Reşid ve Tevfik beyler itiraz ettiler. Her zaman ağabeylerinin tesirinde kalan Ethem de kendisini umum kuvâ-yı seyyâre ve Kütahya yöresi kumandanı ilân ederek daha önce oluşturulan Batı Cephesi Kumandanlığı emrine girmeyeceğini ilân etti. Batı Cephesi Kumandanı İsmet Bey (İnönü) ile Ethem Bey arasında çekişmeler başladı. Mustafa Kemal aralarını bulmak için heyetler gönderdiyse de bir netice alamadı. Sonunda düzenli ordunun emrine girmek istemeyen Ethem’e karşı kuvvete başvuruldu. Bunun üzerine Kütahya’dan Gediz’e çekilen Ethem, I. İnönü Savaşı sırasında Yunanlılar’la iş birliği yaptı. Ardından da birliklerini dağıtarak kardeşleriyle birlikte Yunanlılar’a sığındı veya kendi ifadesiyle “bir protokol yaparak” Yunan işgali altında bulunan Türk topraklarına geçti. Ankara İstiklâl Mahkemesi ise Ethem ve kardeşlerini vatana ihanet suçuyla yargılayarak 9 Mayıs 1921’de gıyaben idama mahkûm etti.

Bir süre Salihli’de Eşref Bey çiftliğinde kalan Çerkez Ethem İzmir’in kurtarılmasından biraz önce Yunanlılar tarafından Atina’ya götürüldü. Oradan Suriye’ye geçti, çeşitli bölgelerde ikamet ettikten sonra Amman’a yerleşti. 1938’de yurda dönmesi için af çıkarılmasına rağmen dönmedi ve 7 Ekim 1949’da Amman’da öldü.

BİBLİYOGRAFYA:

Gazi Mustafa Kemal, Nutuk (Ankara 1927), Ankara 1982, II, 512-522, 527-537, 543-551, 851.

Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul 1953, s. 403-409, 452, 466-470.

Yunus Nadi, Çerkez Ethem’in Kuvvetlerinin İhaneti, İstanbul 1955.

Yakın Tarihimiz, I, İstanbul 1962, s. 69-71, 103, 134.

Ergun Aybars, İstiklâl Mahkemeleri, Ankara 1975, s. 35-39, 85-86.

Cemal Şener, Çerkez Ethem Olayı, İstanbul 1984.

Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, İstanbul 1985, II, 304-325.

Mustafa Yılmaz, Millî Mücadelede Yeşil Ordu, Ankara 1987, s. 107-121.

Cemal Kutay, Çerkez Ethem Dosyası, İstanbul 1989, I-II.

D. A. Rustow, “Čerkes Edhem”, EI2 (İng.), II, 25-26.

 

 
   

 

https://www.haberler.com/tbmm-den-tarihi-cerkes-ethem-yaniti-8409369-haberi/

TBMM'den tarihi 'Çerkes Ethem' yanıtı

Çerkes Ethem'in ağabeyi Reşit Bey'in kızı mimar ve yazar Güner Kuban'ın (81), Meclis Dilekçe Komisyonu'na başvurarak, belli çevrelerce "hain" olmakla suçlanan amcası için iade-i itibar talebinde bulunması pek bilinmeyen tarihi bir gerçeğin ortaya çıkmasına yol açtı.

Meclis Dilekçe Komisyonu, Güner Kuban'ın başvurusu üzerine ilgili bakanlıklara yazı yazarak Çerkes Ethem'le ilgili bilgi ve belge istedi. Komisyon, bakanlıklardan aldığı bilgiler doğrultusunda Kuban'ın dilekçesine, "Çerkes Ethem Bey'le ilgili itibarını kaldıran veya zedeleyen resmi bir karar bulunmadığı anlaşılmıştır" cevabını verdi.

06.01.2016 tarihinde verilen cevapta, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'n
ın bilgileri doğrultusunda şu ifadelere yer verildi:

"Adalet Bakanlığı cevabi yazısında; konuyla ilgili daha önce Kanunlar Genel Müdürlüğü'ne intikal eden herhangi bir müracaat kaydına rastlanmadığı, bu kapsamda Bakanlıkça hazırlanan kanun tasarısı taslağı bulunmadığı gibi, diğer bakanlıklarca hazırlanıp görüşe sunulmuş kanun tasarısı taslağı da olmadığı, yine görüş için gönderilen herhangi bir kanun teklifi kaydına rastlanılmadığı; İçişleri Bakanlığı cevabi yazısında, dilekçede bahsi geçen taleple ilgili olarak Bakanlığın arşiv kayıtlarında herhangi bir bilgiye rastlanılmadığı belirtilmiştir.


İdarece beyan olunan açıklamalar dışında Çerkez Ethem Bey'le ilgili, itibarını kaldıran veya zedeleyen resmi bir karar bulunmadığı anlaşılmış olup, 3071 Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun ile TBMM İç Tüzüğünün 116'ncı Maddesi uyarınca dilekçe hakkında Komisyonumuzca başka bir işlem yapılmayacağına karar verildi."

Çerkes Ethem'in itibarını kaldıran veya zedeleyen resmi bir karar yok"

Meclis Dilekçe Komisyonu'nun bu açıklamasını AA muhabirine değerlendiren Çerkes Ethem'in abisi Reşit Bey'in kızı mimar ve yazar Kuban, "Dilekçemize cevap geldiği zaman gündem yoğunluğundan dolayı açıklamadık. Ama malum Türkiye'nin gündemi durulmuyor. Bundan dolayı daha fazla beklemeden bu tarihi kararı ilan etmek istedim." dedi.

Dilekçeyi 2015'in yaz aylarında Çerkes Ethem'in 'hain' olmadığını tescillemek ve iade-i itibar talebinde bulunmak için Meclis'e sunduklarını söyleyen Kuban, şöyle konuştu:

"Dilekçemize 06.01.2016 tarihinde cevap verildi. Verilen cevapta, 'Çerkes Ethem Bey'le ilgili itibarını kaldıran veya zedeleyen resmi bir karar bulunmadığı anlaşılmıştır' dendi. Bu çok önemli bir açıklama. Geçen sene bana 'Yaşam Boyu Onur Ödülü' verildi. O ödülü Bülent Arınç takdim etti. Bülent Bey 1.5 saat orada Çerkesleri methetti arkasında dedi ki 'Hiçbir vatansever Ethem bey haindir' diyemez' dedi. Böylece ilk defa devlet düzeyinden birisi bunu açıklamış oldu. Şimdiye kadar hiç olmamıştı. Bunun arkasında bu cevapta gelince Meclis'ten, benim artık kanatlanıp uçtuğumu tasavvur edebilirsin. Bu çok önemli bir açıklama."

"Çerkes Ethem haindir" karalamasının sadece ailesine yönelik olmadığını vurgulayan Kuban, "Bu karalama bütün kahraman Çerkes milletine yapılmıştır. Mustafa Kemal'in açıklamaları da var. Kurtuluş Savaşı'nda Çerkeslerin büyük mücadele verdiklerine dair. Bu açıklamadan sonra Milli Eğitim Bakanlığı'nı şikayet edeceğim. Yıllardır 'Çerkes Ethem haindir' diye eğitim verdikleri için."

"Çerkes Ethem'in yakınlarından resmen özür dilenmeli"

Çerkes tarihçi ve araştırmacı Murat Yalçın ise, "Ethem Bey'in yeğeni Güner Kuban tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne dilekçe ile yapılan başvurudan sonra kendilerine verilen yazılı cevap Çerkeslerin uzun yıllardır anlatmak istediği gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur." dedi.

Yalçın, TBMM'nin Güner Kuban'ın dilekçesine verdiği cevabı hatırlatarak, "Ethem Bey hakkında aleyhte böyle bir durum, karar yoksa niye o halde yıllarca derslerde Çerkes Ethem'in isyan çıkardığı ve ihanet ettiği yalanı anlatıldı? Yine; Ethem Bey'in el üstünde tutulduğu ve en büyük övgüleri aldığı Kurtuluş Savaşlarının en ateşli zamanlarında isminin önüne Çerkes unvanı niye konulmadı ve Çerkesliği dillendirilmedi de daha sonra ''siyasi kararlar'' ile kendisi hain ilan edildiğinde isminin önüne Çerkes konuldu bunu hala anlayamıyoruz." ifadelerini kullandı.

Yalçın, şöyle konuştu:

"Gerçekte var olmayan bu durum yüzünden niye Türkiye'de yaşayan yüz binlerce Çerkes sürekli sindirildi ve haksız yere zan altında bırakıldı? Çerkeslerden ve Çerkes Ethem'in yakınlarından devlet tarafından resmen özür dilenmeli, Ethem Bey'in mezarı Türkiye'ye yakışır bir şekilde törenle geri getirilmeli, tarih derslerindeki asılsız bilgiler derhal gözden geçirilmeli ve Çerkesler başta olmak üzere başka bir halkı zan altında bırakacak benzer durumlara izin vermemek adına diğer yasal adımlar mutlaka atılmalıdır."

 

 

 

ÜRDÜN SARAY MUHAFIZLARI

 
 

 

 

Ürdün Saray Muhafızları

 

 

Putin Ürdün Ziyaretinde

 
   

 

Kraliçe Rania ve Ürdün Saray Muhafızları

 

 

Veliahd Hüseyin Kraliçe Rayna ve Kral Abdullah

 
 

 

 

ABD Başkanı G. W. Bush ve Kral Abdullah

 

ABD Başkanı B. Obama ve Kral Abdullah

 

ÜRDÜN SARAY MUHAFIZLARI

 
 

Çerkes muhafızları monarşinin kuruluşundan bu yana Ürdün krallarına hizmet etmektedirler.

Ürdün’de hem 1923'teki ilk başbakan, hem de 1993'teki ilk kadın milletvekili Çerkes idi. Belediye başkanları, bakanlar ve büyükelçiler, hava kuvvetleri, ordu ve istihbarat teşkilatı liderlerinin pek çoğu Çerkes soyludurlar..

Çerkes yemekleri, Amman'daki bir Çerkes restoranında sunulan ceviz, sarımsak ve arpa yemeği dahil Ürdünlüler arasında popülerdir. Çerkes bir asil olan Ebu Darwish'in ikonik siyah beyaz mermer camii başkentin silüetinin tepesindegörülebilir.

Bugün, Çerkes muhafızlarının Basman ve Raghadan saraylarındaki Amman'daki kraliyet bileşimindeki rolü, Londra'daki Buckingham Sarayı'ndaki meslektaşları gibi, büyük ölçüde törensel.  Kraliyetlerin gerçek güvenliği askeri birimler tarafından ele alınmaktadır.

Ürdün'deki çeşitli Çerkes kabilelerinden seçilen askerler, savunma, güvenlik, saray protokolü ve askeri teknikler konusunda sekiz aylık bir eğitime tabi tutuluyor.

Eşsiz üniformaları, gümüş ve siyah deri ile süslenmiştir  ve bir muhafız göğsüne dökülmüş 16 dekoratif tüfek kartuşunu içerir.

Çerkes muhafızlar geleneksel olarak  iki tören kılıcı kullanırlar. Arapça olarak  “Tanrı size yardım ederse, kimse sizi yenemez”  yazan uzun “seshweh” bıçağı ve Arapça'da  “ölüm kokusu” olarak adlandırılan kısa “qama” bıçağı. ”

Çerkesler,  Ruslar tarafından anavatanlarından çıkarıldıktan sonra, 150 yıldan fazla bir süreden bu yana  Türk, Suriye, İsrail, Irak ve Ürdün vatandaşı olarak yaşıyorlar.

Çerkes’lerin askeri becerileri  Ürdün'ün erken krallığı için hayati önem taşıyordu.

1921'de Çerkes atlıları, şu anda Suudi Arabistan olan Hicaz eyaletinin bir vatandaşı olan ve İslam'ın Peygamber Muhammed'in soyundan geldiği iddia edilen Ürdün Haşimi hükümdar hanedanında ilk olan Kral I. Abdullah'ı korumayı teklif etti.

T. E. Lawrence’ın “Wisdsom'un Yedi Sütunu” kitabına göre Kral Abdullah'ın Çerkes bir büyükannesi (Bezm-i Cihan) vardı.

Çerkesler, Suudi Arabistan'dan kaynaklanan yerel isyanlar ve yağmacılarla karşı karşıya kalan, krallığın çalkantılı doğumu boyunca Kral Abdullah’ın yanında kaldılar.

 

 
     

 

 

 

http://www.onursalhaber.com.tr/mobil/kose-yazisi/67/abdulhamidin-cerkes-istihbarat-kulubu-besiktas.html  

ABDÜLHAMİD’in ÇERKES İSTİHBARAT KULÜBÜ

BEŞİKTAŞ

Futbol, Türkler ve istihbarat deyince atlamamız gereken meseleler var. Önemle belirtmek isterim ki İngiliz, Fransız, Rum ve Siyonistler Türkiye içinde istihbarat toplamak toplumsal olayları tasarımlamak için bir çok spor kulübü kurmuştu. Sadece bir örnekle geçecek olursak, Yunan ligi takımlarından AEK, Rum faaliyetleri için İstanbul da kurulmuştu. Tüm bu casus faaliyetlerinin içinde Abdülhamit Han’ın Türkiye de yapılacak operasyonlar için kurdurduğu bir kulüp vardı ki gerçek tarihi bizde pek anlatılmaz. Bu kulübün adı Bereketiko Jimnastik Kulübüdür. (BJK) şimdiki adıyla yazacak olursak Beşiktaş Spor Kulübü. Şimdi yaslanın geriye ve tane tane okuyun. Ben size futbolun yeşil sahalarda oynanmadığını anlatacağım. Türkiye’nin üç büyük kulübü açısından düşündüğümüzde; Galatasaray kulübünün kurucularını bir araya getiren etken her birinin Galatasaray lisesi öğrencisi olmasıydı. Fenerbahçe kulübünün kurucularını bir araya getiren etken her birinin Kadıköylü ve ağırlıklı olarak Saint Joseph lisesi çıkışlı olmalarıydı. Türkiye’nin İLK SPOR KULÜBÜ olan BEŞİKTAŞ’ın kurucularını bir araya getiren etken ise tümüne yakınının Çerkez-Abhaz-Çeçen asıllı ve savaşçı ruhlu gençler olmasıydı. Bir önemli etken daha var ki diğer kulüplerde bunu pek göremiyoruz; Beşiktaş’ı kuran bu gençlerin bir çoğu birbirleriyle akrabaydı. Şimdilerde herkes ünlü komitacı Fuat Balkan’ın Beşiktaş kulübünün 1 numaralı üyesi olmasından dolayı BJK kulübünün kurucusu olduğunu zannediyor. Halbuki yanlıştır. Beşiktaş’ı kuran kişi kulübün 4 numaralı üyesi olan Mehmet Şamil Şhaplı’ ydı. Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün ilk kurulduğu gündeki ismi Bereketiko Jimnastik Kulübü’ydü. Peki kimdir bu Bereketiko? Bereketiko Kafkasya’nın en büyük savaşçılarından biri kabul edilen Şhaplı Kubilayko Muhammed’in torunu ve Mehmet Şamil’in de baba tarafından dedesiydi. Tam adı Bereketiko Hasan’dı ki oda namlı bir savaşçıydı. Kulübü kuran Çerkez gençlerden her biri kurdukları spor teşkilatına onun Kafkasya’da nam salan ismini vermekten onur duyarak Bereketiko Jimnastik Kulübü demişlerdi. Daha sonra isim Bereketiko Jimnastik Kulübü, Osmanlı Beşiktaş Terbiye-i Bedeniye Mektebi ve en son Beşiktaş Jimnastik Kulübü olarak değişecekti. Avrupalı büyük güçlerin ve İstanbul’da yaşayan azınlıkların kurdukları spor kulüplerini bir istihbarat merkezi olarak kullanmalarına cevap niteliğinde olan Beşiktaş’ın kurucuları arasında Abdülhamid Han’ın özel muhafızı olan namı diğer Boksör Kenan da vardı. Şimdi gelelim bam teline; Bugün Beşiktaş tutkunu olduğunu söyleyen bazı gençlerin bile ismini bilmediği Mehmet Şamil Şhaplı, osman Ferit Paşa’nın oğluydu. Osman Paşa Osmanlının gözü gibi baktığı mübarek Medine’nin Osmanlı tarafından atanan muhafızıydı. Sultan Abdülhamid tarafından bu göreve layık görülmüştü. Medine’de bulunduğu sıralarda Kafkasya’nın en büyük savaşçısı olan Şeyh Şamil’in oğlu Gazi Muhammed Paşa ve ailesiyle sık sık görüşme fırsatı bulmuştu. Bu görüşmeler nihayetinde oluşan yakınlıkla Gazi Muhammed Paşa’nın tek kızı olan Emire Nefiset Hanım ile evlenmişti. Bu evlilikten doğan 11 çocuktan Hüseyin Bereket, Hamza Osman Erkan ve Mehmet Şamil Şhaplı Beşiktaş’ın gerçek kurucularıydı. Yani Beşiktaş’ı kuran gençler, Kafkas dağlarının en büyük iki savaşçısı olan Kubilay Muhammed ve Şeyh Şamil’in ortak torunuydu. Bu iki müthiş savaşçıya Kafkas halkları tarafından verilen unvan ise Kafkas Kartalı’ydı. Bu bağlamda kurucularının hepsi Kafkasyalı Çerkez-Abhaz-Çeçen kökenli olan Beşiktaş’a sembol olarak Kartalın seçilmesi asla tesadüf değildi. Beşiktaş’ın kuruluşuna hakim olan güçlü Çerkes damarı hala yaşıyor mu diye merak edenleriniz olabilir. Beşiktaş’ın onursal Başkanından olan eski Mit mensubu rahmetli Süleyman Seba Abhaz kökenlidir dememiz en anlamlı cevap olacaktır. Gelelim diğerlerine…Bugün pek anlatılmasa da bağımsızlıkçı bir ideal üzerine kurulan Beşiktaş’ın gençleri çok büyük hizmetlerde bulunmuştu. Mesela Beşiktaş Kulübü’nün bir numaralı üyesi olan Fuat Balkan, teşkilat-ı Mahsusa tarafından İngilizlere karşı Hindistan Müslümanlarını örgütlemek için bölgeye gönderilmişti. Fuat Balkan’ın sıkı ilişkiler içinde bulunduğu ve aynı hücrede görev yaptığı Muhammed Ali Cinnah yıllar sonra Hindistan’dan ayrılarak Pakistan İslam Cumhuriyeti’ni kuracaktı. Cinnah’ın hücredeki kod adı ise Bozkurt’tu. Tam teferruata girmiyorum ama Pakistan İslam Cumhuriyeti bayrağında yer alan ay yıldız bir Teşkilat-ı Mahsusa yadigarıydı. Fuat Balkan’ın bölgede yaptığı faaliyetler Hint hilafet Komitesi ve Müslüman Hintliler arasında müthiş bir sempati doğurmuştu. Öyleki Osmanlı Devleti zor durumda kaldığında İngiliz propagandasının kandıramadığı bir çok Hintli Müslüman maddi ve manevi desteklerini esirgememişti. Bu gençlerden biri olan Abdullah Paşaveri ceketini satarak Türk ordusuna gönüllü yazılan bir büyük kahramandı ki mezarı bugün Beşiktaş Maçka Kabristanında bulunmaktadır. Balkan Savaşları demişken Beşiktaş Kulübünün renkleri kırmızı-beyazken Balkanların kaybedilmesinden sonra alınan kararla matem amaçlı siyah rengin kabul edildiğini belirtmek gerekir. Kaldı ki aynı kaygıların Trablusgarp için de duyulması bir çok Beşiktaşlı genci harekete geçirmişti. Mesela Abdülkadir Cami Baykurt Beşiktaş’ın 21 numaralı kurucu üyesiydi. Asker kökenliydi. Sürgün süsü verilen gizli görevle yıllar sonra meydana getirecekleri Trablusgarp direnişinin altyapısını hazırladı. Bütün sahayı didik didik etti. Çölün en bakir yerlerine gitti. İsmi bile duyulmamış kabileleri ziyaret etti. Çölün en savaşçı aşiretleri ile temasa geçti.Onlarla sıkı ilişkiler kurdu. Toplum nezdinde büyük ağırlığı bulunan din adamlarına halkı İtalyan emellerine karşı uyarması için telkinlerde bulundu. Buraları İtalyanlara dar ettiler.Bu arada Kuşçubaşı Eşref, Süleyman Askeri, Ömer Naci ve Ömer Seyfettin gibi gençler Trablusgarp direnişi için gizli toplantılar tertip etti. Toplandıkları yer ise Beşiktaşlılara yabancı bir yer değildi. Beşiktaşın Başkanı olan Mehmet Şamil Şhaplı’nın Beşiktaşın ilk kulüp binası olan Serencebey Konağı… Yani anlayacağınız Trablusgarp direnişinin örgütlendiği semt ve yer(bina) Beşiktaş’a ait idi. Zaten bu direnişin başında bulunan Enver bir Beşiktaşlı idi. Birde Çanakkale ve Beşiktaş meselesi var tabii. Beşiktaş Futbol Takımı o dönemde en önemli ismi olan santrafor Asım’ı Çanakkale’de kaybetmiş mesela. Birde şair Kazım vardır ki mutlaka bilmek gerek. Şair Kazım Beşiktaş’ın 1915 yılındaki orta saha oyuncularından biri ve Takım kaptanıydı. Arıburnun da şehit düştüğünde koynundan kana bulanmış bir şiir çıktı. Son kıtalarında ‘’ Biz 11 arkadaşız lakin arkamız daha var./ Bu zevk alemi dar zannedip de aldanalım./ vakarlı hak gibi sakin nezih ve saf olalım / Fakat bu hal ile kuvvet gibi cesur olalım.’’ Der. Evet yanlış okumadınız..Bugün bizim Beşiktaş Marşı olarak bildiğimiz şiir, Şehit Kaptan Kazım tarafından Çanakkale’nin kanlı siperlerinde yazılmıştı. Tabi bu kısıtlı alanda Beşiktaş’ın tüm gizemli tarihini anlatmak mümkün değildir ama son olarak size Beşiktaş’ta top koşturan gizemli bir isme dair sır vereyim. Sen hiç 10 yıl takımda görev yapmasına rağmen 2 defa forma giyen bir futbolcu duydun mu? O ilginç orta saha oyuncusunun adı Cavit idi. Beşiktaş kulübünde hem top oynamış hem de senelerce hizmet etmişti. 1927 de birde şampiyonluk gördü. Ama onun daha farklı özellikleri vardı. Cavit ALTINDAL, sporculuğunun dışında bir Teşkilat-ı Mahsusa Ajanıydı. Kafkasya Cephesinde İslam Orduları Sancağı altında Nuri Paşa nın yanında savaşmıştı. En yakın dostları ve takım arkadaşları olan Doktor Mehmet ile Bek Rıdvan’ı bu cephede kaybetmişdi. Bundan ayrı Milli Mücadele döneminde Kuşçubaşı Eşref Bey’in önderliğinde Anadoluya silah kaçıran Beşiktaş Kulübünün en faal üyesiydi. Anlayacağınız Vatan kurtarmaktan top oynayacak vakti olmamıştı. Hiç gol attı mı derseniz evet attı. Hayatı istihbarat sahalarında, İngiliz ve Ruslara karşı mücadeleyle geçen bir baba olarak hiç unutulmayacak bir gol attı. Öyle bir evlat yetiştirdi ki üstümüze kaotik planlar yapan Batı Medeniyetinin kale direklerini sarstı. Bu evladın adı AYTUNÇ ALTINDAL’ dı.’’

Tarihçi Ozan Bodur...

 

 

 

 
 

 
 

Mehmet Fetgerey Shoenu

http://circassiancenter.com/tr/mehmet-fetgerey-soenu/

1877-78 Osmanlı-Rus savaşından sonra yurdunu terkederek Anadolu’ya geçen bir Abhaz ailesindendir.  Kendisi Sapanca‘nın Yanık köyünde dünyaya gelmiştir. Değerli bir düşünür ve ateşli Çerkes milliyetçisi olan Şoenu, sosyoloji ve beden eğitimine dair kitapları, Kafkas, Kafkasya’ya dair bilimsel bir çok eseri de mevcuttur.

Kendisinin Çerkesler için vermiş olduğu mücadele sonunda düşmanları tarafından veya mücadelesini tasvip etmeyenlerce çıkan bir yangında ölmüş süsü verilerek yakılmıştır. Merhum İsa Nuri Ançukhta bu görüştedir.

Genç yaşta hayattan koparılan bu Çerkes yazarının eserleri:
1) Hayat-ı içtimaiyye ve yaşamın felsefesi.
2) Kadınlara beden terbiyesi,
3) Osmanlı içtimai aleminde Çerkes kadınları-1913 İst.
4) Çerkesler 1922.
5) Çerkeslerin Aslı 1922-İst Sadeleştirildi.
6) Çerkes meselesi hakkında Türk vicdan-ı umumuyesine ve Türkiye büyük millet meclisine arıze. 1923 İst. Ankara derneğince sadeleştirilip basıldı.
7) Kafkasya ve servet membaları 1924 İst.
Bunlardan başka kitap halinde yayınlanmamış ancak çeşitli dergilerde yayınladığı eserleri,
1) Lezgiler ve Lezgi unvanı,
2) On sekizinci asırda şimali Kafkasya,
3) Kafkas vatdeti, çarlık ve Sovyet rejimleri.

 

 
 

http://www.kafdav.org.tr/mehmet-fetgeri-soenu-18901931

 



 

 

 

 

Abhaz Düşü

 

Önümde mavi yabancı bir deniz

Dönek, ihanet utancı bir deniz

 

Havada kirli bir liman kokusu

İçimde gurbette ölmek korkusu

 

Abhaz ipliğinden hayal örüyorum

Kartal bakışlı bir düş görüyorum

 

Kulak verip rüzgarın sesine

Uçuyorum düşlerimin ülkesine

 

Gurbet mavisi bu zehirde ölmeyeceğim

Denizin kustuğu bu şehirde ölmeyeceğim

 

Beni yaşatmayan bu yer beni öldüremez

Avaz avaz bu şer beni öldüremez

 

Bu liman bir tuzak biliyorum

O ülke bana yasak biliyorum

 

Belki bir masal peşinde, kavrulup zaman taşında

Kaf Dağlı Kafkas düşünde, küllerim Anka Kuşunda

 

Yalnızlığımın kışında bir gün daha bitiyor

İçimdeki hasret canı eritiyor

 

Sanki bir suç işler gibi değil

Olmayacak düşler gibi değil

 

Abhaz ipliğinden hayal örüyorum

Kartal bakışlı bir düş görüyorum.

                                                                             Hrips ypa a'Marşan Mahmut Tuğrul Kırmızı

 

 

 

 

 

 

 

 

BÜYÜK SÜRGÜN VE GÖÇ HARİTASI

 

Abhaz’lar kendilerine "Apsuva", ülkelerine de "Apsnı", yani “Canlar Ülkesi” adını verirler. Türkiye’de genel olarak "Abaza" adıyla bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da bu halkın iki grubu ayrı ayrı “Abhaz” ve “Abaza“ (Abazin) olarak adlandırılır. 14. ve 15. yüzyıllarda Abhaz’ların bir kısmı Kafkas dağlarını geçip kuzey Kafkasya’ya, Kuban ve Kuma nehirleri boyuna yerleşmiştir. “Tapanta” veya “Bashağ” olarak olarak adlandırılan bu grubu, 17. yüzyıl başlarında "Aşharuva" (Dağlı) adı verilen soydaşları izledi. Onlar da Abhazya’nın dağlık bölgelerinden inerek kuzey Kafkasya’ya yerleştiler. Bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayan bu grup “Abazin”, tarihi anavatanları Abhazya’da yaşayanlar ise “Abhaz” olarak adlandırılır. Her iki grubun yaşadığı Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde “Abaza” adı böyle bir ayrım içermez, ancak son yıllarda “Abhaz” da ayrım yapılmadan “Abaza” yerine kullanılmaya başlamıştır. "Abhaz’lar" (Abaza’lar) Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak "Çerkes" tanımına dahil edilirler.


Abhaz'lar (Abaza’lar) tarihin bilinen ilk dönemlerinden beri Abhazya’da yaşayan Kafkasya’nın yerli halkıdır. Dil ve köken olarak Çerkes’lerle (Adige) akrabadırlar. Türkiye’de Abhaz’lar (Abaza’lar) yoğun olarak İzmit, Adapazarı, Düzce, Bolu, Bilecik, Bursa (İnegöl), Eskişehir, Kayseri (Pınarbaşı), Sivas (Şarkışla), Adana (Tufanbeyli), Yozgat, Çorum, Amasya ve Samsun’a bağlı köylerde yaşarlar.

19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da 170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde 40-50 bin “Abhaz-Abaza” yaşıyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus savaşı sonucunda ve daha sonra Abhazya’da yaşanan (1866 ve 1877) ayaklanmalara bağlı olarak çoğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Abhazya’da 120 bin, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde 30 bin “Abhaz-Abaza” yaşamaktadır. Ayrıca sürgün sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş Abhaz köyleri vardır. Türkiye’de ise yaklaşık 100-150 bin Abhaz vardır. Mısır, Ürdün ve Suriye’de de Abaza’lar yaşamaktadır.


Eski Abhaz’ların geleneksel uğraşı tarım, otlak hayvancılığı, arıcılık ve avdı. Tipik yerleşim bahçe, bostan, bağ v.b. ile çevrili, birbirinden uzak, çiftlik tipi yerleşimlerdi. 19. yüzyılda Abhaz’lar, genellikle aynı soydan kişilerin oluşturduğu mahallelerden (Ahabla) meydana gelen köy toplulukları (Akıta) halinde yaşarlardı. Eski konutları yuvarlak ya da dörtgen şeklinde, saz çatılı örme evlerdi. Sonradan, yerden sütunlarla kaldırılmış, çok odalı, tahta kaplı eğimli çatısı olan ahşap evler (Akuaskâ) yapmaya başladılar. Akuaskâ’nın ön cephesinde ağaç oymalarla süslenmiş geniş bir veranda uzanırdı. Abhaz’ların bugünkü köy evleri genellikle iki katlı, çok odalı, taş veya tuğla evlerdir.


Abhaz’lar arasında Bizans aracılığıyla 4. yüzyılda Hıristiyanlık, Osmanlı’lar aracılığıyla da 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlık yayıldı. Bu dinlerin inançları pagan inançlarla kaynaştı. Abhaz’lar bugün de iki dinli bir halktır. Abhazya’daki Abhaz’ların çoğu Hıristiyan, bir kısmı da Müslüman'dır. Kuzey Kafkasya’da, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde yaşayanların ise tamamı Müslüman'dı,. ancak hiçbir din Abhaz’ların toplumsal yaşamına tamamen nüfuz etmemiştir. Toplumsal yaşamı ve kuralları Xâbze denilen Abhaz gelenekleri, örf-adet hukuku belirler. Eski çoktanrılı inançların izleri bugün de görülmektedir. Her soyun kendi koruyucu tanrısı ve kendisine ait “Anıha” denilen kutsal korusu vardı. En üst tanrı “Ançüa”, av tanrısı “Ajüeypş”, yıldırım tanrısı “Afı” vd. ile ilgili inançlar, tek tanrılı dinlerin inançlarıyla birlikte yakın zamanlara kadar korunuyordu.


Feodal toplum yapısı 19.yüzyılda büyük ölçüde korunuyordu. Üst feodal kesimi Prens’ler (Tavad - Marşan) ve Asilzade’ler (Aamsta) oluşturuyordu. Serf'ler de kendi aralarında üç kategoriye ayrılıyordu: Anhayü, Amatsurazku ve Agırvua (veya Ahuyü). Üst feodal kesimle serfler arasında Aşnakuma denilen bir ara sınıf bulunuyordu. en alt sınıfı ise Köle’ler (Ahaşala) ve Azat’lar oluşturuyordu.

Abhaz’ların geleneksel aile yapısı da ataerkil özellikler taşır. Her Abhaz, kökleri yüzyıllar öncesine uzanan bir soya (Ajüla) mensuptur. Sayıları binlere ulaşsa bile aynı soya mensup olan ve aynı soy adını taşıyan herkes birbiriyle akraba sayılır ve aralarında evlenme yasağı vardır. Bu yasağa anne tarafından akrabalar da dahildir. Komşuluk ve akrabalık dayanışması, konukseverlik, kan davası, yaşlılara saygı geleneksel Abhaz yaşamında önemli yer tutar. Yaşlılar bugün de ailede ve toplumda özel bir saygı görürler. Bu, Abhaz’ların uzun ömürlülüğünün sosyal nedenlerinden biri sayılır.


Abhaz’ların etno-psikolojik yapısı büyük ölçüde, bireyin toplumla ve doğayla ilişkisini düzenleyen geleneksel “Apsuvara” (Abhaz'lık) normlarıyla biçimlenmiştir. Ortaçağ Avrupa şövalyelerinin seçkin davranış biçimini anımsatan, incelikle işlenmiş davranış-görgü normları Apsuvara’nın ayrılmaz parçasıdır. Abhaz’ların günlük yaşamdaki davranışları bugün de seremonik özellikler taşır

.
Murat Papşu, Atlas, Mart 2003

 

 
     
     

-

... Trıukşta Ytu Abaza-Apsua Kıtkua
- Türkiyedeki Abaza-Abhaz Köyleri ...

 

Adana-Tufanbeyli      POLATPINAR

Adana-Tufanbeyli      İĞDEBELİ

Adana-Tufanbeyli      AKPINAR

Amasya-Merzifon       ÇAYIRKÖY

Balıkesir-Gönen         ÜÇPINAR

Bilecik- Bozüyük        KOVALCA (Bibardkıt)

Bilecik- Pazaryeri      SARNIÇ (Çüijba)

Bilecik-Bozüyük         NANEDERE

Bilecik-Bozüyük         DÜZDAĞ

Bilecik-Bozüyük         KARAÇAYIR

Bilecik-Merkez           KÜNÇEĞİZ

Bilecik-Pazaryeri       ALINCA

Bilecik-Pazaryeri       ELMALI

Bursa-İnegöl              GÖMCÜK (Gedikpınar)

Bursa-İnegöl              KANLIKONAK (Kuarakıt)

Bursa-İnegöl              GÜNEYKESTANE

Bursa-İnegöl              MEZİT (Sulhiye)

Bursa-İnegöl              KESTANEALAN (Kemsekuay)

Bursa-İnegöl              RÜŞTİYE (Kavarköy, Akayüaa)

Bursa-İnegöl              OSMANİYE (Kguarakuay)

Çorum-Alaca             SULTANKÖY

Çorum-Alaca             GÖKÖREN (Bzagokıt)

Düzce-Akçakoca        Malan - ESMAHANIM (Gran)

Düzce-Akçakoca        Malan - DİLAVER (Glöyra)

Düzce-Akçakoca        Malan - DAVUTAĞA (Acıelma, Ağüdzaa)

Düzce-Gölyaka          ÇAYKÖY (Aygdzaa) - Efteniye-

Düzce-Gölyaka          HACISÜLEYMANBEY - Efteniye-

Düzce-Gölyaka          AKSU (Elbuzbey, Maan Elbuz) - Efteniye-

Düzce-Gölyaka          KURAK mah. (Yazlık, Kguırak) - Efteniye-

Düzce-Gölyaka          ZEKERİYA - Efteniye-

Düzce-Gümüşova      YEŞİLYAYLA (Hücacbey)

Düzce-Gümüşova      Nüfren - SOĞUKSU (Apsara)

Düzce-Gümüşova      HALİLBEY - Nüfren - (Tsikhinara)

Düzce-Kaynaşlı          SAZKÖY

Düzce-Kaynaşlı          Darıyeri - HASANBEY

Düzce-Kaynaşlı          Darıyeri - MURATBEY (Argunaa)

Düzce-Kaynaşlı          TAVAK (Katsbey)

Düzce-Kaynaşlı          ÇAMOLUK (Katsbey)

Düzce-Konuralp         AYBAŞI

Düzce-Konuralp         ERDEMLİ

Düzce-Merkez            DERDİN (Gumaa)

Düzce-Merkez            KALEDİBİ (Amtcaa, Cicibey)

Düzce-Merkez            FINDIKLI

Düzce-Merkez            GÜVEN (Çapyak, Mıtsara)

Düzce-Merkez            UĞUR (Mehdibey)

Eskişehir- Hekimdağ BEKTAŞPINAR

Eskişehir-Hekimdağ   TANDIR

Eskişehir-Hekimdağ   TAŞKÖPRÜ

Eskişehir-Merkez       AĞAPINAR (Kurucusu a'Marşan Hacı Hayıt Bey)

Eskişehir-Merkez       YENİKÖY

Eskişehir-Merkez       MUSAÖZÜ (Bağhable)

Kayseri-Pınarbaşı      KAZANCIK

Kayseri-Pınarbaşı      AŞAĞI BORANDERE

Kayseri-Pınarbaşı      YUKARI BORANDERE (Eylahua)

Kayseri-Pınarbaşı      ALTIKESEK (Loukt)

Kayseri-Pınarbaşı      HALİTBEYÖREN (Gunaşey)

Kayseri-Pınarbaşı      YUKARI POTUKLU (İsmeylkıt)

Kocaeli-Gölcük          SELİMİYE (Beyipa)

Kocaeli-Kandıra        FETHİYE (Aturabana, Ağaçlı)

Kocaeli-Merkez         HİKMETİYE (Abbas)

Kütahya-Altıntaş        AYKIRIKÇI (Kırcınakıt)

Sakarya- Karasu        KARAPINAR (Cıl ykıta, Çjlaw)

Sakarya-Akyazı         GEBEŞ

Sakarya-Akyazı         AKBALIK (Açba yikıta)

Sakarya-Akyazı         ORMANKÖY (Osmanşevkiye)

Sakarya-Akyazı         HARMANLI (Tsikhinara, İrfanıevvel)

Sakarya-Akyazı         BUĞDAYLI (Psırdzkha, İrfanısâni)

Sakarya-Akyazı         MESUDİYE (Tsankıt, Tahirbey yikıta)

Sakarya-Akyazı         TAŞBURUN

Sakarya-Akyazı         YONGALIK (Beyzir yikıta)

Sakarya-Akyazı         KEPEKLİ

Sakarya-Akyazı         BEYNEVİT (Kuç yikıta, Yenikonak)

Sakarya-Akyazı         KUZULUK (Geç yikıta)

Sakarya-Akyazı         HASANBEY

Sakarya- Akyazı      Alaagac-Karapurcek-Kuzuluk

Sakarya-Akyazı         PAZARKÖY (Law yikıta)

Sakarya-Akyazı         ALAAĞAÇ (Mahmutsabit)

Sakarya-Akyazı         Bedil-TAHİRBEY (Khaldaxuraa, Balballı)

Sakarya-Akyazı         Bedil-KADİRBEY (Khadirbey yikıta)

Sakarya-Akyazı         BIÇKIDERE (Kaldakhara)

Sakarya-Geyve          BOĞAZKÖY (Cıwaa rkıta, Şahanbey)

Sakarya-Geyve          DOĞANÇAY (Arınaa)

Sakarya-Hendek        SOĞUKSU (Cgerda)

Sakarya-Hendek        SARIYER (Lakraa)

Sakarya-Hendek        ESKİBIÇKI (Bıçkıatik, Tepsek)

Sakarya-Hendek        KALAYIK (Cuvar yikıta, Afdzucaa)

Sakarya-Hendek        YARICA (Kguaraçugea)

Sakarya-Hendek        Nüfren - ÇAKALLIK (Khazlataa)

Sakarya-Hendek        Nüfren - BEYLİCE (Hacıbetbey)

Sakarya-Hendek        Nüfren - BEYKÖY (Amçkuay, Punabey )

Sakarya-Hendek        HÜSEYİNŞEYH (Çıwaa)

Sakarya-Hendek        KARADERE (Simeyhe kıta, Çiğdere)

Sakarya-Hendek        ZOYBEK mah. (Adzagua Taguarakg, Zorbekbey)

Sakarya-Hendek        UZUNCAORMAN (Tapşaa)

Sakarya-Hendek        AKTEFEK

Sakarya-Hendek        SİVRİTEPE (Awublaa yikıta)

Sakarya-Hendek        KARAÇÖKEK (Çvıjbaa)

Sakarya-Hendek        ÇUKURHAN (Apsara)

Sakarya-Karasu         ADATEPE

Sakarya-Karasu        CAFERİYE - MELEN AĞZI (Açba)

Sakarya-Karasu         SELAHİYE (Kobaşlar, Bganaa)

Sakarya-Karasu       KOYUNAĞILI (Kuc Yıkıta)

Sakarya-Karasu       KUŞCA (Çuluh Yıkıta)

Sakarya-Kocaali        CAFERİYE (Malan du)

Sakarya-Merkez        ACIELMALIK

Sakarya-Merkez        ORTAKÖY

Sakarya-Merkez        ŞÜKRİYE (Dağlacaa)

Sakarya-Merkez        KEMALİYE (Xuamışaa)

Sakarya-Merkez        ÇAYBAŞI (Açaa rkıta, Yeniköy)

Sakarya-Merkez        Kayalar - REŞİTBEY (Şakhrıl yikıta, Lıkhaa)

Sakarya-Merkez        Kayalar - MEMDUHİYE (Maan yikıta)

Sakarya-Merkez        HARMANTEPE (Apşaarıxua)

Sakarya-Merkez        KOYUNAĞILI

Sakarya-Sapanca      KURTKÖY

Samsun-Çarşamba    TEPEALTI

Samsun-Havza          HURDAZ (Cevizlik, Xuırdaz)

Samsun-Havza          KARAMEŞE (Blatkıt)

Samsun-Kavak          ÇARIKLIBAŞI (Apsuvara)

Samsun-Vezirköprü   AĞCAALAN

Samsun-Vezirköprü   AĞCAYAZI (Üçgöz, Abazalar)

Sivas-Şarkışla            TAVLADERE (Tarkulere)

Sivas-Şarkışla            DEMİRBOĞA

Sivas-Şarkışla            MERKEZ (Çerkes) KARACAÖREN

Sivas-Şarkışla            YENİYAPAN (Sidkıt)

Sivas-Yıldızeli            DIRMICKIT ?

Sivas-Yıldızeli            HALKAÇAYIR

Sivas-Yıldızeli            ÇIRÇIR (Kaledes)

Sivas-Yıldızeli            BULAMUR

Tokat-Artova              ALPUDERE

Tokat-Erbaa               FINDICAK (Tramktdu)

Tokat-Turhal              HAMİDİYE

Tokat-Zile                  UĞURLUÖREN (Khamardkıt, Zehledin)

Tokat-Zile                  KÜÇÜKÖZLÜ (Kazıklı, Kılçkıt)

Yozgat-Aydıncık         BAKIRBOĞAZI (Darıkokıt, Çerkesbakır)

Yozgat-Aydıncık         MERCİMEKÖREN (Tramktçguın)

Yozgat-Aydıncık         AĞILLI (Ağılkıt)

Yozgat-Çekerek         FUADİYE (Kendirlik, Khuzğuın)

Yozgat-Çekerek         ÇAYIRÖZÜ (Çervez)

Yozgat-Saraykent      KESİKKÖPRÜ (Tambikhuay)

Yozgat-Sorgun           AYVALI

Yozgat-Sorgun           OSMANİYE (Loukt)

 

Yadzıgalız (Derleyen): HABAT ŞOGAN 2005.

 

 

Abhazca

 

 
 

Abhazca
Аҧсуа

Konuşulduğu ülkeler:

Abhazya/Gürcistan, Türkiye

Konuşan kişi sayısı:

200,000

Sıralama:

 

Dil Grubu Sınıflandırma:

Kafkas dilleri

Kuzeybatı Kafkas dilleri

Abhazca

Resmî Durum

Resmî dil olduğu ülkeler:

Abhazya

Dili düzenleyen kurum:

-

Alfabe:

 

Dil Kodları

ISO 639-1

ab

ISO 639-2

abk

SIL

 

Ayrıca bakınız: Dil – Dil aileleri

Vikipedi'nin
Abhazca sürümü

 

 

ABHAZ - ADİGE DİLLERİ SOYAĞAÇLARI

 

 

 

 

 

Abhazca (Abhazca: аҧсуа бызшәа / Asva bezšea]), çoğunluğu Abhazya'da yaşayan Abhaz'ların konuştuğu dil. Kuzeybatı Kafkas dillerinden biridir. Ayrıca Gürcistan'ın Abhazya dışındaki yerlerinde ve Türkiye'nin bazı yerlerinde de konuşulur. Bir başka Kuzeybatı Kafkas dili olan Abazaca, Abhazca'ya en yakın dildir.

 
  Abhazca eski SSCB halklarının konuştuğu diller arasında en zor olanlardan biri olarak kabul edilir. Kuzeybatı Kafkas dilleri arasında yer alan bu dil Prof. Turçaninov'a göre eski SSCB topraklarında yaşayan halkların dilleri arasında en eski yazılı dildir. Kuban ve Kolkhide kazılarında çıkan tabletlerin Abazaca olduğuna dikkat ceken Turçaninov Abhazca'nın en az 3200 yıllık geçmişe sahip bir yazı dili olduğunu kaydeder. Antik çağdan sonra alfabesini bir şekilde terk eden abhazlar yeni bir alfabeye ancak 19. yy da kavuşabileceklerdir. Bilimsel anlamda Abhazca üzerine çalışan ilk isim bir Rus generali olan Baron von Uslar olmuştur. 19. yy ın ikinci yarısında Kafkasya'ya gelen Uslar kısa sürede Abhazca'yı öğrenerek 1862 yılında Kril alfabesiyle hazırladığı Abhazca gramer taslağını bastırmıştır. Ardından 1865 yılında hristiyanlığın yayılmasında kullanılmak üzere bir Abhaz alfabesi hazırlayan Uslar bu alfabe sayesinde Abhazca çeşitli dini kitapların ve ders kitaplarının yayınlanmasına katkıda bulunur. Dirmit Gulya 1892 yılında Konstantin Maçavarayan'la birlikte Anban adı verilen Abhaz alfabesini hazırlamıştır. İlk Abhazca gazete olan Apsnı 1919 da D. Gulya'nın rektörlüğünde yayınlanmaya başladı. İskoç kökenli bilim adamı Nikolay Marr 1926 yılında 75 karakterli bir analitik Abhaz alfabesi hazırlar. 1928 yılında yazım dilinin Latin'leştirilmesi projesi kapsamında N. Yakovlev tarafından oluşturulan Latin temelli Abhaz alfabesi 10 yıl süre ile kullanılmıştır. 1936 - 38 yılları arasında SSCB genelinde Kril yazı sistemi standartlaştırılır ve yazı sistemleri yeni olan  Kuzey Kafkas halkları için Kril esaslı yeni alfabeler hazırlanır. Etnik ve kültürel açıdan diğer Kafkas halkları ile akraba olmalarına karşın Abhaz'lar ve Güney Osetya Oset'leri Gürcistan'a bağlı oldukları gerekçesi ile 1938 den başlayarak Gürcü esaslı alfabeler kullanmak durumunda bırakılırlar. Abhaz'lar Stalin'in ölümüne kadar kullandıkları Gürcü temelli Abhaz Alfabesi'nden sonra 1954 tarihinde genişletilmiş kril esaslı bu günkü alfabeye geçmişlerdir. Sessiz diller bakımından son derece zengin bir dil olan Abhazca'nın alfabesi çeşitli ek ve kombinasyonlarla zenginleştirilmiş 65 harften oluşmaktadır. Abhazca'nın iki aksanı bulunmaktadır. Bunlar Kuzey Abhazya'da kullanılan Bzıp ve Güney Abhazya'daki Abjıwa aksanlarıdır. Bzıp 67 sessiz içerirken Abjıwa aksanında 58 sessiz yer almaktadır. Abhazca üzerinde bilimsel anlamda ilk çalışan isim olan Uslar Bzıp aksanını esas almıştı. Bu gün Modern Abhazca'nın yazım ve edebiyat dili Abjıwa aksanı üzerine kurulmuştur. 1989 nüfus sayım sonuçlarına göre tüm SSCB topraklarında yaşayan 102.938 Abhaz'ın %93.3 ü anadilini bilmektedir. Kafkasya dışında Türkiye başta olmak üzere Ürdün Suriye ve çeşitli Avrupa ülkelerindeki yaklaşık 300.000 Abhaz'ın önemli bir bölümü de Abhazca bilmektedir. ( Habat Şogan'dan alıntıdır. )  
     

 

 

Abhaz Kiril alfabesi

 
 

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Abhazca"'dan alındı

 

 
 

Abhaz alfabesi

Harf (Kiril)

Transliterasyon

IPA Karşılığı

Harf (Kiril)

Transliterasyon

IPA Karşılığı

Аа

a

/a/

Мм

m

/m/

Бб

b

/b/

Нн

n

/n/

Вв

v

/v/

Оо

o

/o/

Гг

g

/g/

Ҩҩ

/ɥ/

Гьгь

g'

/gʲ/

Пп

p

/pʼ/

Ҕҕ

/ɣ/

Ҧҧ

/p/

Ҕьҕь

g̍'

/ɣʲ/

Рр

r

/r/

Дд

d

/d/

Сс

s

/s/

Дəдə

do

/dʷ/

Тт

t

/tʼ/

Џџ

ǰ

/dʐ/

Тəтə

to

/tʷʼ/

Џьџь

ǰ'

/ʥ/

Ҭҭ

/t/

Ее

e

/e/

Ҭəҭə

o

/tʷ/

Ҽҽ

/ʦ̢/

Уу

u

/w, u/

Ҿҿ

c̨̍

/ʦ̢ʼ/

Фф

f

/f/

Жж

ž

/ʐ/

Хх

x

/x/

Жьжь

ž'

/ʑ/

Хьхь

x'

/xʲ/

Жəжə

žo

/ʐʷ/

Ҳҳ

/ћ/

Зз

z

/z/

Ҳəҳə

o

ʷ/

Ʒʒ

ʒ

/ʣ/

Цц

c

/ʦ/

Ʒəʒə

ʒo

/ʣʷ/

Цəцə

co

/ʦʷ/

Ии

i

/i, j/

Ҵҵ

/ʦʼ/

Кк

k

/kʼ/

Ҵəҵə

o

/ʦʷʼ/

Кькь

k'

/kʲʼ/

Чч

č

/tɕ/

Ққ

/k/

Ҷҷ

č̢

/tɕʼ/

Қьқь

k̢'

/kʲ/

Шш

š

/ʂ/

Ҟҟ

/qʼ/

Шьшь

š'

/ɕ/

Ҟьҟь

k̄'

/qʲʼ/

Шəшə

šo

/ʂʷ/

Лл

l

/l/

Ыы

y

/ə/

 

 

 

 

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Abhazca"'dan alındı

 
     

 

Abhazya Tarihi, Valeri Beygua, Çeviren: Mahinur Tuna, As Yayın, İstanbul 2001

 

ABHAZYA TARİHİ

Güney Kafkasya'nın batısında, dağlarla deniz arasında uzanan, dört mevsimi bağrında barındıran, kıyılarında subtropikal bitki örtüsü, dağlarında bembeyaz karlar bulunan, Tanrı armağanı, masal diyarı "cennet" diye anılan bir ülkedir Abhazya. Bir zamanlar altın topuklu "Khi Sargutsa Sataney Guasa" yaşarmış, bu cennetin ırmaklarında. 99 yiğit doğurmuş "Nart" adında. Sonra Abhaz Prometheus'u "Abritskil" çıkmış, Abhazya ve Abhaz'lari korumak adına. Fazla insancıl ve özgür olmanın bedelini bir mağarada zincire vurularak ödemiş, ama Abritskil ölmemiş.

Altın diyarı anlamında hep "Kol-khi-da" demişler buralara. Bunu duyan Argonot'lar yelken açmış "Altin Post"u aramaya. Arkasından; altın kalpli "Ri-khi-Zushan" çıkagelmiş Kenan'dan. İsa'nin 12 havarisinden biri olan, Kenan'lı Aziz Simon ölünceye dek, buradan yürütmüş misyonunu. Ölünce de, "Burada gömülmesi gerek." demişler. Abhazya'da her güzel ve kutsal şey "altin" sözcüğü ile tanımlanır; Khi-jülara, Khirçüaçüa, Khi-rdzi, Khi-bla gibi.

Altın soylu Marşan'ların atası "Khi-Rips" ve çocuklari "Khi-Mukuarasa", "Khi-Sabat", "Khi-Marasa" da bu kutsal ünvanı alır.

Derken hemen öğrenirler, İpek Yolu'nun buradan geçtiğini. Roma ve Bizans ticari koloniler kurar kıyılara. Venedik ve Ceneviz korsanlarını salar limanlara. İnsan ticareti başlar yayılmaya.

Arap, Acem, Moğol, Rus ve Osmanli, sonunda da Gürcü; savaş alanı yapar bu yemyeşil ormanı.

Oysa bir zamanlar; Hazar Hakanı'nın damadı, Gürcü Kralları'nın dayısı, bir Bizans İmparatoru'nun bacanağı, öbürünün teyze çocuğu, birçok komşu kralın dünürüdür Abhaz Kralları. Sonra da, Osmanli padisahlarının anaları olmus kızları. Ama fayda etmemiş Abhazlar'ın bu dostluk ve akrabalıkları.

Mısır'da Memlük, Osmanlı'da Vezir, sürgünde rezil olmuş. Çar'ın generali, Kral'ın naibi, Lenin'in dostu, Stalin'in düşmanı, Şevardnadze'nin "ayrılıkçı" diyerek savaştığı, şimdi de Agit'in "Barıştıracağım!" diye uğrastığı bir ülke olmuş Abhazya.

 

 
 

Marşan'lar hakkında ek bilgi için bakınız:

19. YUZYILDA BİR ABAZA TOPLULUĞU: PSHULAR

Pshularda en önde gelen yeri prens ailesi Marşan'lar tutuyor. Prens Temurkva Masıpa Marşan ve oğlu Pşmaf toplumda en büyük saygıyı görüyorlar. Pshuların ...
 

https://docplayer.biz.tr/155207103-19-yuzyilda-bdr-abaza-toplulugu-pshular.html                

 

 

Marşan'lar hakkında ek bilgi için bakınız:

APSİLYA VE TSABAL
Hazırlayan: Papapha Mahinur Tuna
Tarih Dizisi: 3
As yayın, Temmuz 2001

  Marşanlar'ın yönetiminde olan Tsabal'dan sürülen Abhaz'lar ve Diaspora'daki Tsabal'lılar'ın listesi
Adından ilk kez MÖ 2000 yılında söz edilen Apsilya, Kodor Boğazı çevresinde oluşan ilk Abhaz devletlerinden birisidir. Bu devletin başkenti olan Tsabal, stratejik, politik, askeri, ticari, kültürel ve arkeolojik yönden son derece zengindir.
 

 

Tsabal yakınından bir görünüm

Kaynak: "Waterfall near Tsabal village."  www.radiosoma.com

 

 

ÇERKES BOYLARI ETNOGRAFYASI
 

Abazek’ler veya Abzakh’lar. Şhaguaşe ve kolları olan Kurdjips, Pşeha, Pkatz, Tifizep, Laba ve kolları ile Psızag, Şeguıpsın, Hağuır, Farz, Psıj ve şimdi Bjeduğ bölgesinde bulunan Nart, Pças, Psekups ile, kolları Dus, Tsoak, Çib, Unabat ve Abzakh’larla Şapsığ'lar arasında sınır çizen Sup ırmağı vadilerinde yaşarlardı. Abzakh'ları daha çok Adığe-Abaza veya Wubıkh-Abaza karışımı bir halk olarak gören ve savunan görüşler vardır.(14) Abzakh halkı kendi ismi ile ilgili şöyle bir yorum da yapmaktadır: “Abaza(m)-ikh” = “Abazaların berisinde” deyimi bu topluma isim olmuştur. Gerçekten de Abzakh'lar Kuzey Abaza'larının kuzeyinde yaşarlardı. Abzakh'lerin Çerkes boyları arasında yeri çok önemlidir. Bu halkın demokratik bir toplum yapısı vardı. Metalurji açısından ünlü Pças vadisindeki demir ve Kurdjıp vadisindeki yatakların işletilmesi ile uğraşırlardı. Abzekh’ler Wubıkh'ler ve Kuzey Abaza'ları ile birlikte Rus'larla yapılan savaşlarda çok önemli rolleri vardı. Bu gün Adığey cumhuriyetini oluşturan Adığe boyları arasında sayıları çok azalmıştır. Büyük bölümü Diyaspora'da yaşamaktadır.........

Besleney'ler veya Beslenie’lerin, Prens Kanokua yönetiminde Küçük Kaberdey’den Batıya geldikleri anlatılır. Abzekh’lerin doğusunda, Aşağı urup vadisinde, büyük ve küçük Labe ile Kodz ve Psıfır vadilerinde otururlardı. Makhoş, Aşıwua ve Aşkarıwua Abaza'ları ile komşu idiler. Besleney'ler, Çerkes'lerin Aristokratik geleneklerini sürdüren şövalye ruhlu bir kolu olarak tanınmışlardır. İnceliğin, yalnız kendi topraklarında değil, tüm Kafkasya da sembolü idiler. X. Glovani için; “Büyük Soyluluk.... Dünyanın en güzel ırkı, diğer kantonlar onlara soylulukları kadar yiğitlikleri nedeni ile de saygı duyarlardı. ........

Khabardey'ler: Khabardey grubunda coğrafi açıdan bir bölünme görülür; Büyük ve küçük Khabardey. 1759 da Prens Kurgoko Alkhokue partizanları ile birlikte Khabardey'i terk ederek Terek ırmağının sol kıyılarına gelmiş ve Mozdok (Mezdegau=Sağır orman) kentini kurmuştur. Bir zamanlar bütün Kafkasya üzerinde egemenliği sağlayan Çerkes'lerin bu güçlü kolu, 18. yüzyıldan başlayarak bu günkü durumlarına getirilmişlerdir. Günümüz Khabardey'lerinin büyük bir bölümü, Çegem, Bakhsan, Malka, Podkumakh, Kuma ırmakları havzalarında ve Mezdegu de otururlar. Ayrıca Zelençuk vadisinde ve bu günkü Adığe topraklarında da kolonileri bulunmaktadır. Kafkasya dışında Diyaspora Khabardey'lerinin en büyük gurubu Türkiyede Uzunyayla köylerinde, Sivas, Tokat, Eskişehir, Mersin ve Bandırma’ya bağlı Khabardey köylerinde, Ürdün, Suriye'de yaşamaktadırlar...........

Doğuda Swan'larla komşu olan Khirips’ler. Bu boyun yöneticileri olan
Marşan soyu bu gün Kuzey Abaza'ları arasında Khirips Klan Aile ismi ile anılmakta olup bu klan aile Türkiye’de Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Halkaçayır Köyü'ne, Eskişehir’in Musaözü Köyü'ne ve Suriye'de Golan'a yerleşmişlerdir. Aşkarıwua’ların Psılbarıpş gurubunun başı olan Yismeyl’ler, Pınarbaşı'nın Borandere Köyü'ne yerleşen Yel’ıukh’lar ve Khirips soyunun Marşan’ların kolları iken ayrılarak bağımsız sülaleler haline geldikleri Aşkarıwua halkı arasında halen anlatılmaktadır.

Agın yöresinde oturan Tchaji'ler. Sohum’un Kuzeyinde, Wubıkh’lere yakın oturan Sadz’lar. Abhaz'ların en yakın akrabaları olan Abaza'lar (Abazin'ler) veya Kuzey Abaza'ları: Abhaz'ların “Aşıwua-Aşkarıwua” genel adları ile andıkları Abaza'larda çok sayıda kabile ismine rastlanır. Başlıcalar yazı dizimizin geçen bölümlerinde detaylı bir biçimde anlatıldığından burada yeniden ele alınmayacaktır

Psega ırmağı kıyılarında ve Psıj yörelerinde Ademiy'ler, bu boyun ismi bu gün Khabardey'ler arasında bir aile ismi olarak, Adığey gurubunun arasında ise bir köy ismi olarak yaşamaktadır......

Şapsığ veya Şapsok’lar. Nutıkay’ların doğusunda Ubın Psıkabe, Afips Khobl, Antihi, Bugindur, Abin, Of, Koaf, Thebek, Satassa, Bakan, Sagta, Jinz, Ubin, Ulyaps ve Kuçubab ırmakları yörelerinde ve Kafkas sıradağları yamaçlarında Psizuy vadisinde oturmuşlardır. Şapsığ'ların Khabardey'lerle aynı kökten oldukları savı da ileri sürülmüştür. (Klaproth) diğer yazarlara göre, (Güldenstaedt ve Pallas v.b) Şapsığ'lar Kuzey Abaza'larının bir önemli koludur. Daha başka bir sava göre ise, Adığe-Abaza karışımından gelmedir. (Boronevsky) Her ne olursa olsun Şapsığ diyalekti, Bjeduğ, Kemirgoey ve Kiakh gurubunun diğer Çerkes diyalektlerinden çok az bir farklılaşma gösterir........

Eisk ve Beisug körfezleri arasındaki yarımadada yaşayan “Grun”lar. Bu güzel Çerkes ırkı bu gün aynı yerde değildir. Bölgenin Ukrayna Kazak'ları (Don Kazakları) tarafından işgal edilmesi üzerine güneye göç edip diğer Çerkes boylarına karışmışlar ve bu boyların diyalektik özelliklerini almışlardır

Jane’ler; Kuban'ın kuzey kıyılarında otururlardı. Daha sonra Bjeduğ'lar tarafından Detliort (Kara Kuban) adasına ve Mezitşeplıj (Kızıl Orman)’a sürüldüler. 1778 yılında Rus orduları yaklaştığı zaman Jane’ler Kuban’ın güney kıyılarına çekildiler. 1864’e kadar Pşet ve Khoklay ırmakları kıyılarında, Anapa yakınlarında, Adaguım ırmağı kıyılarında Prens Zanıko ve Prens Medavcoko yönetiminde yaşıyorlardı.....

Bjeduğ'lar: Şapsığ'ların doğusunda, Psıj, Phşıkomat, Pçaş, Psekups, Nart, Çebi, Unabat, ırmakları yörelerinde otururlardı. Adlarını destan kahramanı iki kardeş Prens Kerkin ve Khamiş’ten alan Kerkeniy, Khamişiy olarak iki kola ayrılırlardı. Bu kolları X. Glovani Kemirgoey’lerin içerisinde sıralar (13) Kazakların gelmesinden önce Kuban’ın kuzeyi, Bugünkü Krasnodar kentinin bulunduğu yerler Bjeduğ toprağı idi. Bu yerlerin usların eline geçmesi ve Krasnodar kalesinin kurularak Çariçe'ye doğum günü armağanı olarak verilmesi üzerine Bjeduğ Prensi Boletıkua, Khabardey’e dayıları olan Hadokşokue’lere sığınır, ırmağın güneyine geçen Bjeduğ halkı ise Kemirgoey’lerle birlikte kalan Çerkes Kiakh’ların önemli kitlesini oluşturmaktadır. Bjeduğ'lar metalürji ve maden ustası olarak tanınırlardı. Ülkenin güneyinde gümüş yatakları ünlüdür.......

Karadeniz’e doğru batıda yer alan Kiakh’lar ve Kiakh'lara göre, doğuda, yüksekte oturanlar. (Şha=Baş) anlamına gelen Şhag adını alan Khabardey’ler(10) Bu ayırım salt coğrafi değildir. İki gurubun konuştuğu diyalektler arasında kimi farklar vardır. Kemirgoy, Bjeduğ, Abadzekh, Şapsığ, Hatukoy’lerden oluşan Kiakh’larda çok küçük nüanslar dışında diyalekt farklılığı görülmez. Yalınız Besleney'lerin bu sınıflandırmadaki yeri kuşku yaratmaktadır. Çerkes dillerinden en güzel ses uyumunu ve nüansı taşıyan Besleneyce, Khabardeyce, ve Kiakh gurubuna aynı yakınlıktadır..........

NartAjans Forum (http://www.nartajans.net/forum/index.php )

-   Diğer (http://www.nartajans.net/forum/forumdisplay.php?f=14)

-   -   Çerkes boyları etnografyası (http://www.nartajans.net/forum/showthread.php?t=34


 

 
 

SURİYE’DEKİ ÇERKES TOPLULUĞUNUN TARİHİNDEN
A.V. Kuşhabiyev
Adige, Kültür-Tarih Dergisi-Mıyekuape (Maykop) Sayı:3, 1991
Çeviren: Murat Papşu
Kaynak: Yedi Yıldız Dergisi, 1994, Yıl:1, Sayı:4 Sayfa:18-19-20-21

 

 
 

 
 

Şam'da Çerkes'ler

 
  URL:http://www.adygaunion.com/gallery/displayimage.php?pos=-10342  


 

 

1872 yılında bine yakın Çerkes, Hama ve Humus şehirleri civarına ve Havran Sancağı (1) sınırları içindeki Golan Tepeleri’ne yerleştirildi.

 

 
 

Çerkeslerin Suriye’ye asıl göç dalgası, başta Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa topraklarından olmak üzere 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı yıllarında başladı. Kafkasya’dan toplu göç yıllarında çok sayıda Çerkes bugünkü Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Kıbrıs ve Girit adalarına yerleştirilmişti. Rus Çarlığı’nın resmi istatistiki verilerine göre 1876’da balkanlarda 150.000’den fazla Çerkes yaşıyordu. Bunlardan 90.000’e yakını Bulgaristan’daydı. Çerkesler bu bölgeye Osmanlı Hükümeti tarafından Hıristiyan halkların ulusal-kurtuluş hareketleriyle mücadele etmek amacıyla yerleştirilmişlerdi. Nisan 1876’da Bulgaristan’da çıkan ayaklanmada ve Osmanlı-Rus Savaşı sırasında düzensiz Çerkes süvarileri, Osmanlı Ordusu’nun en iyi birliklerinden biri olarak cephenin en sıcak yerlerine atıldılar.

 

 
 

 

 
 

Golan'da Çerkes'ler

 
 

URL:http://www.adygaunion.com/gallery/displayimage.php?pos=-9206

 
     
 

Aralık 1876-Ocak 1877’de İstanbul’da yapılan Avrupa Devletleri Konferansı’nda Çerkeslerin Balkanlardan, İmparatorluğun Asya vilayetlerine yerleştirilmesi düşüncesi ortaya atıldı.

 

 
  Rus Ordusu’nun saldırısıyla Çerkesler köylerini terk ettiler ve Osmanlı Ordusu’nun geri çekilen birlikleriyle birlikte yollara düştüler. Ağustos 1878’de Flipopol’de toplanan Rus Komutanlığı Konseyi Çerkesler dışında evlerini terk eden bütün Müslümanlara Bulgaristan’a geri dönebilmek hakkının tanınması kararını aldı. Bu zamana kadar Bulgaristan’ı terk etme zamanı bulamayan Çerkesler ise yerel yönetimlerin tasarrufuyla Bulgaristan Prensliği sınırları dışına yerleştirilecekti. San Stefan ve Berlin Barış antlaşmaları kararlarında, Balkanlardan göç etmek zorunda kalan Çerkesler sorunu bir kenara bırakıldı. Sadece Sultan’ın sınır garnizonlarında Çerkes düzensiz birliklerini kullanmamakla yükümlü olduğu karara bağlandı. Böylece Çerkes göçmenler ikinci kez, hem bu devletler, hem de Osmanlı İmparatorluğu tarafından bundan sonraki yaşamlarını kurmak için her türlü hak ve garantiden mahrum bırakıldılar.

 

 
  1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın bitmesinden sonra Kuzey Kafkasya’dan göç, Terek Bölgesi, Abhazya ve Dağıstan’daki antikolonyalist ayaklanma nedeniyle iyice arttı. Bu göçmenlerin bir kısmı Suriye ve Filistin’e yollandı.

 

 
  1878 ilkbaharından başlayarak iki yıl boyunca Suriye kıyılarına düzenli olarak Balkanlardan ve Kafkasya’dan gelen Çerkes göçmenleri taşıyan Osmanlı ve Avrupa gemileri yanaştı. Göç son derece zor koşullarda gerçekleşiyordu. Göçmenler kıyıya çıktıktan sonra sürekli olarak yerleşecekleri bir yer verilmesini bekleyerek açık havada yatıp kalkıyorlardı. Binlerce Çerkes açlıktan ve bir türlü yakalarını bırakmayan bulaşıcı hastalıklardan öldü. Avrupalı elçilerin Çerkes göçünün korkunçluğunu anlatan çok sayıda yayınlanmış ve yayınlanmamış anıları vardır

 

 
  Çerkeslerin Kuzey Kafkasya’dan Suriye’ye göçü küçük ölçülerde de olsa 20.yüzyılın 20’li yılları başına kadar sürmüştür.

 

 
 

Golan'da Çerkes'ler

 
 

URL:http://www.adygaunion.com/gallery/displayimage.php?pos=-9204

 

 
  Çerkeslerin yoğun olarak Golan Tepelerine (2) Mavera-i Ürdün’e (Transürdün), Hama, Humus ve Halep kentlerinin yakınlarına yerleştiler. Kurdukları Amman, Ceraş, Kuneytra ve Mumbuc köyleri zamanla büyüyerek kentlere dönüştü. (3)

 

 
  Suriye’ye göç eden Çerkeslerin sayısını tam olarak belirlemek zordur. 1878-1880 yıllarındaki nakilleri yönetimler tarafından sağlam bir istatistik kaydı tutulmadan gerçekleşti. Çerkeslerin kendileri de istatistik kaydı tutacak durumda değildiler. Üstelik Balkanlar’dan ikinci göç döneminde önemli bir bölümü ölmüştü. Şam ve Beyrut’taki Rus elçiliklerinin verilerine göre, 1878-1880 yıllarında Suriye’ye göç eden Çerkeslerin sayısı 40.000-50.000 arasında değişmektedir. Türkiyeli tarihçi Çerkes İzzet Aydemir, yaptığı araştırmalara dayanarak anılan dönemde Suriye’ye 70.000 kadar Çerkes'in yerleştiğini kabul etmektedir. (4) Suriye’de sağlam istatistiki veriler, Mavera-i Ürdün’de 1920’de Fransa ve İngiltere’nin sömürgeci manda yönetiminin kurulmasından sonra elde edilmiştir. 1935’teki sayıma göre Suriye’de 25.000 kişilik nüfus oluşturan 4039 Çerkes ailesi yaşıyordu. Buna göre bir ailenin 5-8 kişiden oluştuğu görülmektedir. Mavera-i Ürdün’deki sekiz Çerkes köyünde aynı dönemde 9000 kişi yaşıyordu; bunlardan 850’si Çeçen’di. Filistin topraklarında (bugünkü İsrail) kurulan iki Çerkes köyünde (5) 30’lu yılların başında 900 nüfus sayılmıştı.

 

 
  Yönetim, Çerkeslere miri arazi, yani devlet hazinesinden toprak verdi. Dağıtım şu esasa göre yapılıyordu: üç kişiden oluşan aile 70, dört-beş kişilik aile ise 130 dönüm toprak alıyordu. Suriye’ye 1905’te göç eden Anzor ailesinden Kabardey soyluları 600’er dönüm toprak aldılar. Çerkes aileleri toprakları daha önce ait oldukları toplumsal sınıftan bağımsız olarak, (askerlik hizmeti yapmaları karşılığı) feodal askeri-tımar sistemine göre paylaşıyorlardı.

 

 
  Çerkes göçmenleri yerleştirildikleri bölgelerin ekonomik gelişimine katkıda bulundular. Daha gelişmiş tarım aletleri, tekerlekli arabalar yapmaya, taş evler ve değirmenler inşa etmeye başladılar. Geleneksel tarım tekniklerini geniş ölçüde uyguladılar ve darı, yulaf gibi yeni bitkiler yetiştirdiler. On yıl boyunca Suriye ve Filistin’de bulunan Rys bilim adamı A.Ruppin şunları yazıyor: Çerkesler beraberlerinde Kafkasya’dan daha gelişmiş tarım aletleri alışkanlıklarını, yük arabası (iki yekpare ağaç tekerlekli ve demir çemberli) kullanımını, yulaf ekimini ve ev aletlerinde büyük bir nizam getirdiler. Ayrıca çalışkanlar; tarlalarını taşlardan temizliyorlar ve hemen hepsi varlıklı sayılabilecek yaşam düzeyine eriştiler.

 

 
  İlk günlerden itibaren Osmanlı yönetimi Çerkesleri idari ve askeri hizmete, en başta da polis teşkilatına almaya başladı. Amman’da çevre sakinlerinden 300 kişilik bir polis süvari birliği oluşturuldu. Başında Mirza Vasfi bulunuyordu. Çerkes polislerden oluşan bunun gibi süvari bölükleri Kuneytra’da, Halep’te, Ceraş ve Kerak’da (6) yerleşmişti. Bu birliklere halktan vergi toplamak, ana yolları korumak ve en başta da hükümete boyun eğmeyen Bedevi kabileleriyle mücadele etmek gibi görevler verilmişti. Bu kabileler düzenli ordu kuruluşuyla organize oluyorlar, ustaca silah kullanan kişilerle takviye ediliyorlar ve silahlı kuvvetlerin en iyi birliklerinden birini oluşturuyorlardı. Polis teşkilatındaki hizmet düzenli ordudaki hizmetle bir sayılıyordu. Çerkes birlikleri Dürzilerin ve şehirlilerin isyanlarını bastırmakta kullanılıyordu. Onlar sayesinde Bedevi kabilelerinin tarım bölgelerine basınları sona erdi ve bu kabilelerin bir kısmı da hükümetin itaati altına sokuldu.   

 

 
  Çerkes göçmenleri komşu halklarla mücadeleye sürüklemek amacıyla Osmanlı yönetimi çözümsüz bir çekişmeyi, arazi anlaşmazlığını körükledi. Çerkeslerin Sultan’ın hediyesi olarak aldıkları toprakları Bedeviler, Dürziler, Kürtler ve Fellah Araplar kendi otlakları sayıyorlardı. Görüşmeler genellikle başarıya ulaşmadı ve tartışan taraflar silaha sarıldılar

 

 
  Golan Tepeleri’ne yerleşen Çerkesler daha ilk günlerde oradaki göçebe Bedevi Fadıl kabilesinin saldırısına uğradılar. İlk önce iki taraf arasında silahlı çatışma meydana geldi. Bunu Bedevilerin, Çerkes köyü Mansura’ya büyük bir baskın düzenlemeleri izledi. Osmanlı yönetimi bu olaydan yararlandı ve Bedevilerin üzerine tenkil seferi düzenledi. Bu seferin ardından Çerkesler, kan davası geleneğine uyarak göçebelere karşı saldırı düzenlediler.

 

 
  Şam’daki İngiliz elçisinin raporunda 15 Ağustos 1881’de Kuneytra yakınlarında Çerkeslerle Fadıl kabilesi arasında olağan çarpışmalar meydana geldiği bildiriliyor. Her iki taraftan da bu çatışmaya birkaç yüz kişi katılmıştı. Çatışma, ölü ve yaralı olarak birkaç kişi kaybeden Bedevilerin geri püskürtülmesiyle sona erdi. Çerkeslerin de yaklaşık o kadar kaybı vardı

 

 
  Aynı yıl Golan Tepeleri’ndeki Çerkesler ve Fadıl kabilesi arasında barış antlaşması yapıldı. Zamanla dağınık haldeki göçebe kabilelere üstünlük sağlayan Çerkesler bir kısmını Golan Tepeleri’nden çıkarmayı başardılar

 

 
  Barış antlaşmasının imzalanmasıyla Beni Sahr kabilesinin Mavera-i Ürdün’e yerleşen Çerkesleri oradan çıkarma girişimleri de sona erdi. Fakat meydana gelen olayların çoğunda Bedevi-Çerkes anlaşmazlığı kan davası özelliği kazandı ve uzun yıllar boyunca sürdü. Öyle ki Çerkesler tarafından 1878’de Halep yakınlarında kurulan Mumbuc köyü, göçmenlere tahsis edilen topraklar üzerinde hak iddia eden iki kabilenin –Abu Sultan ve Beni Said- saldırısına uğradı. Mumbuclularla göçebeler arasındaki mücadele 20.yüzyıl ortalarına kadar sürdü.

 

 
  Bedevilerle çatışmalarda Çerkesler savaş yeteneği ve silah bakımından üstünlük sağlıyorlardı; fakat sayı olarak onlardan önemli ölçüde geri kalıyorlardı. Üstelik Çerkes köylerinin aynı zamanda iki veya daha fazla kabileyle mücadele etmesi gerekiyordu. Bedevi-Çerkes anlaşmazlıklarında her iki taraf da çeşitli düşmanca eylemlerde bulunuyorlardı. Göçebeler sığırlarını Çerkeslerin tarlalarına sürüyorlar ve ekinlerini çiğnetiyorlardı. Bazen de Çerkesler bu sürülere el koyuyorlar, su kaynaklarına Bedevileri yaklaştırmıyorlardı.

 

 
  Özellikle arazi anlaşmazlığından kaynaklanan Dürzi-Çerkes çatışması sürekli ve kanlı bir hal almıştı. Dürziler de Bedeviler gibi eskiden beri Golan tepelerinde hak iddia ediyorlardı. Önceleri Dürziler keşif hareketleriyle ve Çerkes köylerine ateş etmekle yetiniyorlardı. 1881 yılında Çerkesler üzerine birkaç büyük baskın düzenlediler. Ancak bu baskınlar basanlar adına başarısızlıkla sonuçlandı; 600 kişilik Dürzi birliği Mansura köyüne yaptığı baskında bozguna uğradı. Bu olayları Çerkes süvarilerinin Dürzi bölgelerine karşı baskınları izledi. Düşman tarafların barış anlaşmasına vardıkları 1889 yılına kadar kanlı çarpışmalar meydana geldi.

 

 
  1894’de yeni bir çatışma patlak verdi. Buna bir Dürzi grubunun küçük bir sürüyle yol alan Çerkes çiftine saldırması neden oldu. Çatışma sırasında Çerkes kadını öldürüldü. Kafkas geleneklerine göre bir kadının öldürülmesi çok ağır suç sayılıyordu. Fakat Çerkes yaşlıları gençlerin intikam almasını yasaklayarak suçluların cezalandırılması talebiyle Kuneytra kaymakamına başvurdular ve meydana gelen olayın incelenmesi için Dürzi şeyhlerine bir heyet gönderdiler. Şeyhler olaydan dolayı üzüntülerini belirttiler ve şeriat kurallarına göre kan bedelini (300 Türk Lirası) ödemeye ve teşhis edilmesi durumunda da suçluları vermeye hazır olduklarını bildirdiler. Fakat bu sadece bir taktikti. Anlaşma gereğince Çerkes temsilcileri teşhis için yola çıktılar, fakat yolu kesen Dürzilerin saldırısına uğradılar. Çıkan çatışmada dört Dürzi öldü ve yeniden iki taraf da savaşa hazırlanmaya başladı. Havran’dan Lübnan’ın bütün Dürzi bölgelerine acil yardım çağrısıyla ulaklar salındı. Hasbeyi, Raşeyi, Vadi-Acama’dan Dürzilerin merkezi Mecel-Şems’e doğru hemen müfrezeler yola çıktı. Lübnan’dan para ve silah geldi. Dürzilerin savaş hazırlığına Lübnan valisi Naim Paşa müdahale etmek zorunda kaldı ve onun emriyle bu olayla ilgili adli soruşturma açıldı.

 

 
  Kuneytra kaymakamı bir jandarma müfrezesiyle savaş hazırlıklarını durdurmak amacıyla Dürzilerin yanına gitti. Fakat esir alındı ve ancak daha önce tutuklanan Dürzilerin karşılığında serbest bırakıldı.

 

 
  Daha sonra kaymakam, çevredeki köylerden Çerkes savaşçıların toplandığı Mansur’a geldi. Kaymakam davayı yasalara göre soruşturacağına kesinlikle söz vererek dağılmalarını istedi. Çerkesler iktidarın temsilcisine inandılar ve dağıldılar.

 

 
  24 Mayıs günü sabah saat 10’a doğru 10.000 bin kişi dolaylarındaki Dürzi ordusu Mansur’a yaklaşarak uzaktan ateş açtı. Evlerin pencerelerinden ve çatılarından karşı ateş açıldı. Silah seslerine komşu köylerden Çerkesler koşup geldiler. Çarpışma 14 saat kadar sürdü. Başlangıçta Dürziler köyün yanına kadar yaklaştılar ve içine girmeye çalıştılar. Fakat sayıca üstün olmalarına rağmen Çerkesler tarafından geri püskürtüldüler. Rus elçisi Balyayev’in bildirdiğine göre, bu çatışmada 88 Dürzi öldü. Çerkeslerin kayıpları ise 44 erkek, 4 kadın, 7 çocuk ölü ve 4’de yaralıydı.

 

 
  Aynı günün akşamı olay yerine vilayetin polis teşkilatı amiri Hüsrev Paşa geldi. Her iki  tarafın liderlerini toplayarak barış anlaşması yapılmasını teklif etti. Ancak Çerkes tarafı sadece Dürzileri suçlu sayarak ve cezalandırılmalarında ısrar ederek bunu kesinlikle reddetti. Polis amiri sadece idari makamlar tarafından tahkikat yapılıncaya kadar hiçbir düşmanca eyleme girişilmeyeceğine dair söz alabildi

 

 
  Çerkesler, adli soruşturmadan adil bir sonuç çıkacağından ümitleri olmadığından İstanbul’a yüksek unvan sahiplerine, hatta bizzat Sultan’ın adına resmi makamlar aracılığıyla yazı (tahrirat) gönderdiler. Yazıda Suriye Vilayeti valisi Rauf Paşa’yı Dürzileri gizlice himaye etmekle suçladılar ve değiştirilmesini talep ettiler. Sonuçta vali ve Kuneytra kaymakamı değiştirildi.

 

 
  Yeni Vali Osman Nuri Paşa, meselenin çabucak kapatılması hakkında İstanbul’dan gelen emri yerine getirerek kendi başkanlığında Dürzi-Çerkes anlaşmazlığını soruşturarak bir komisyon kurdu. Çerkeslere teklif edilen şartlara göre Dürziler Mansurlulara 1000 lira ödeyecekler ve onlardan özür dileyeceklerdi. Mütakere 9 Ağustos’ta yapıldı. Hasbeyi, Raşeyi, Beka-Atı ve Mecel Şems’ten 35 Dürzi şeyhi Mansura’ya geldiler ve özür dilediler.

 

 
  Yapılan anlaşmaya rağmen, iki taraf da yeni bir çatışma çıkacağı beklentisiyle yaşadılar ve buna hazırlanmaya devam ettiler.

 

 
  1895 sonbaharında yeni bir Dürzi ayaklanması çıktı. Dürzi ayaklanmaları bir yandan ulusal bağımsızlık karakteri taşıyor, diğer yandan da Hıristiyanların katledilmesi, Fellahların yağmalanması gibi haydutluk eylemlerini de içeriyordu. Havran’da değişik Dürzi bölgelerinden savaşçılar toplandı ve sayıları 10.000 kişiye ulaştı. Kasım ayına kadar Dürzilerin baskınları sonucu 9 köy yakıldı ve masum halktan 100 kişi öldürüldü. Olayların bu şekilde gelişmesi Osmanlı yönetiminin isyancıları bastırmak için askeri birlik teçhiz etmesine uygun bir vesile oldu.

 

 
  Bu sıralarda Çerkeslerle Dürziler arasında, eski düşmanlığı canlandıran ve yeni çarpışmalara neden olan küçük çatışmalar meydana geldi. 19 Kasım sabahı üç bin kişilik Dürzi ordusu ikiye ayrılarak Mansura köyüne yöneldi. Bir bölümü Çerkeslerin üzerine saldıracak, diğer bölümü de (Fadıl Kabilesi) yan tarafa sarkacaktı. Çerkes ve Bedevi birliklerinin genel toplamı 2000 kişiydi. Başlarında Çerkes ileri gelenlerinden Ançok Ahmet Bey vardı. Birleşik ordu köyden çıktı ve Dürzilerle savaşa tutuştu. Çarpışmanın en şiddetli anında Ahmet Bey öldü ev Çerkes-Bedevi birlikleri geri çekilmeye başladı. Fakat o sırada başında Mirza Bey’in bulunduğu Çerkes polis süvari bölüğü yetişti ve Dürzilere hücum etti. Hemen ardından Beyrut’tan polis birliği yetişti ve o da Dürzilerin üzerine hücum etti. Dürziler savaş meydanında 400 ölü bırakarak kaçtılar. Çerkes ve Bedevi birlikleri Dürzileri kovalayarak Dürzi bölgelerinin içlerine kadar ilerlediler, merkezleri Mecel-Şems’i yakıp yıktılar. Dürzilere karşı oluşturulan orduya, başında Said Paşa’nın bulunduğu Kürt birlikleri de katıldı. Birleşik ordu hücuma devam etti ve Halos, Harar, Ayne Koniye, Zehitu ve Beka Atu köylerini ateşe verdi

 

 
  20 Kasım’da Şam’dan 5’inci Süvari Tümeni komutanı Nuri Paşa komutasında 400 piyade, 200 süvari ve iki dağ topundan oluşan özel görevli bir Türk kolordusu Havran’a geldi. Onun ardından üç piyade taburuyla, 4’üncü Ordu Komutanı General Memduh Paşa hareket etti. Çerkes-Bedevi-Kürt süvarileri kolorduyla birleştiler. 4 ve 7 Aralıkta Osmanlı kuvvetleriyle Dürziler arasında isyancıların yenilgiye uğradığı çarpışmalar meydana geldi. Ceza olarak hükümet Dürzi bölgelerinin önceki özerkliğini kaldırdı.

 

 
  Suriye’nin askeri tarihinde Osmanlı hizmetinde bulunan bir çok yetenekli Çerkes subayın adı geçer. Bunlardan biri de 20. yüzyılın başında Suriye’de bulunan Mareşal Osman Fevzi Paşa’dır.

 

 
 

 

 
 

Abhaz Muhammet Bek Marşan

 
 

http://www.adygaunion.com/gallery/displayimage.php?album=86&pos=36

 

 
  Suriye Vilayeti polis teşkilatının başında uzun süre Çerkes Hüsrev Paşa bulundu. Abhaz Muhammet Bek Marşan 20. yüzyıl başında Halep şehri askeri komutanlığı makamındaydı. Suriye tarihinde, Amman’da bulunan Çerkes Süvari Birliği’nin komutanı General Mirza Paşa Vasfi ve diğer birçoklarının adı geçmektedir.

 

 
 

 

 
 

Golan Çerkes Süvari Birliği'nden Bir Gurup

 
 

URL:http://www.adygaunion.com/gallery/displayimage.php?pos=-6821

 

 
  Birinci Dünya Savaşı yıllarında Türk hükümeti Suriye’nin Çerkes bölgelerinde de seferberlik ilan etti ve acemi erler cephelerin en sıcak noktalarına gönderildi. Çerkes Polis Birlikleri askeri komutanlık tarafından Suriye’deki ulaşım yollarının ve yiyecek üslerinin korunmasında kullanıldı

 

 
  1916 yılında Mekke Şerifi Hüseyin ve oğlu Faysal İngiltere’nin desteklediği Arap isyanını başlattılar. Osmanlı baskısını üzerlerinde hisseden Suriye Arapları isyanı aktif olarak desteklediler.

 

 
  Bu bölgedeki Çerkes halkı politik olarak zor bir durumda kaldı. Osmanlı Devleti ile birliğe sadık kalmaları, Çerkesleri Türklerin askeri hizmetlileri olarak gören Arapların düşmanca hareketlerini artırdı. Çerkes köylerinin en yaşlıları o zamanlar Arplarla aralarında sürekli olarak meydana gelen silahlı çatışmaları hatırlıyorlar. Şerif Hüseyin’in ordusu Kuzey Suriye’ye geldiğinde, Çerkes kasabası Mumbuc’un yakınında yaşayan Araplar onlardan Mumbuc’un yıkılıp yağma edilmesini istediler. Arap ordusunun yaklaştığını öğrenen Çerkesler, Mumbucluların Arap isyanını desteklemek arzusunda olduklarını bildiren bir heyet gönderdiler. Bu Çerkeslerin savaş yıllarında Arapların tarafında yer aldığı ilk olaydı. 1920’de Suriye’nin Fransız birlikleri tarafından işgali başlayınca Mumbuclular Araplarla yaptıkları anlaşmaya sadık kalarak Fransızlara karşı silahlı direniş gösterdiler. Fakat motorize birliklerle yaptıkları savaşı kaybettiler.

 

 
  Mavera-i Ürdün’de de Çerkesler İngiliz birliklerine karşı sert direniş gösterdiler. 1918 Martında General Allenbi’nin 6’ıncı İngiliz Ordusu’nun baskısıyla Türk birlikleri geri çekildi. Çerkes birlikleri İngilizlerle çarpışmaya girdi. Her iki taraftan verilen büyük kayıplardan sonra sayı ve silahça üstün olan İngilizler kazandılar ve Mavera-i Ürdün’ü işgal ettiler.

 

 
  Nisan 1920’de San Remo’da yapılan konferansta galip Avrupa devletleri Arap topraklarını Osmanlı Devleti’nden kesin olarak kopardılar. Manda sistemine göre Milletler Cemiyeti Irak ve Filistin’i İngiltere’ye verdi. Suriye’nin büyük kısmı Fransa’nın sömürge idaresine geçti.

 

 
  Çerkes göçmenleri Osmanlı hükümetine boyun eğmeyen topluluklarla bu şekilde mücadeleye çekildiler. Küçük adacıklar halinde Suriye’nin sınır bölgelerine dağıtılan Çerkesler, komşu halklarla hiç bitmeyen silahlı çatışma içinde yaşadıklarından hükümetin askeri dayanağı olmak zorunda kaldılar.

 

 
 

 

 
 

Şam'da Çerkes Süvari Birliği'nden bir gurup. Haziran 1941

 
 

URL:http://www.adygaunion.com/gallery/displayimage.php?pos=-8426

 

 

DİPNOTLAR: :

   
  [1] Suriye’nin güneybatısında bulunan Havran bölgesine 1711 ve 1860 yıllarında Lübnan’dan göç eden Dürziler yerleşmiştir. (Ç.N)  
  [2] 1967’de Golan Tepeleri’nin İsrail tarafından işgal edilmesiyle burada yaşayan Çerkesler Şam’a ve Amerika’ya yerleşmiştir. (Ç.N)  
  [3] 19.yüzyılda Osmanlı Devleti’nin eyaleti olan bugünkü Suriye ve Ürdün’ün sınırları 1.Dünya Savaşı’ndan sonra belirlenmiştir. Burada adı geçen aynı bölgeye yerleşmiş köylerden bazıları Ürdün sınırları içinde kalmıştır. (Ç.N)  
   [4] Suriye Çerkesleri ile ilgili bkz. Kafkasya Kültürel Dergi-İzzet Aydemir (Cilt 4 Sayı:15,1967)  
   [5] Reyhaniye ve Kfar-Kama (Ç.N)  
   [6] Ceraş ve Kerak, bugün Ürdün sınırları içindedir. (Ç.N)  

 

 

 

Marşan'lar hakkında ek bilgi için bakınız:

 

 
 

ABAZİN'LER

 
     
 

Özdemir Özbay

 

“Dünden Bugüne Kafkasya” kitabından alınmıştır

http://deguneaslan.blogcu.com/CERKESLER/

 

 

 
 

Abazin (Abaza) halkından söz açılınca Abhaz (Apsıwa) halkı akla gelir hemen. Her iki halk grubunun kökenindeki yakınlığa ilişkin yıllardır sürüp gelen bir tartışma vardır. Her iki halk, Kuzey Kafkasya'nın otokton halklarından olup, binlerce yıldan bu yana diğer Kafkas boyları ile yan yana, iç içe, kültür alış-verişinde bulunarak yaşaya gelmiştir.

Abazinler (Aşıwa-Aşkharıwa) ve Abhazlar ise (Apsıwa), Basğ, Sanıg veya Psıl adları ile de anılan aynı atalardan gelme olup zamanla farklı şive ve konumlar kazanmışlardır. Bugünkü Abhazya'da herhangi bir yaşlıya "Atalarınız nerelidir" diye sorulduğunda, "Apsnı" (Abhazyalı'dır) diye yanıt verir. Bu yanıt, Abazin Halkının ataları olan Zih'leri de kapsar. Bu durumda bir soru gelir aklımıza, "O halde Abazinler daha önce nerede yaşardı..'"

Psıl'lar, Abhazya'nın daha üst taraflarında, kuzeyde yaşarlardı. Onlara yakın olan dağınık bölgede de Misim-yan denen kabileler otururlardı. Psıl'ların güneybatısında, Karadeniz kıyılarında ise Basğ'lar otururdu. Bu halkın yurdu Bzıb Irmağı'na kadar uzanan yerlerdi. Bu bölgenin daha güneyinde de Psow suyuna kadar olan yerler Sanıg'ların yurdu idi. Zih'ler ise bu topluluğun batısında yerleşmişti. Saydığımız bu gruplar yaşam biçimi ve dil bakımından birbirlerine çok yakın idiler. Bilinen çağlardan bu yana Misimyan'ların yurdundan dağların kuzey yönüne, Kuban ve Terek Havzalarına gelen yollar açıktı. Bu yollar, Sançar Marıhu ve Kulhor dağ geçitlerinden Kuzey'e bağlanırdı.

Yukarıda saydığımız gruplar Abhaz ve Abazin gruplarının ortak atalarıdır. Bunlardan bugünkü Abazinlere en yakın olanlarının Zih'ler olduğu artık bilinmektedir. Zih'ler, Sanıg'larla yan yana yaşamışlardır. Tarihi araştır-malar ve destan incelemelerinden anlaşıldığına göre, bilinen ilk Abazin toprakları Abhazya'nın Kuzey-doğusundan başlayan ve Tuapse'de Karadeniz'e ulaşan bölgedir. Bugünkü Abazinlerin bir bölümünün, Abazinlerin ilk yerleşim bölgesinden ayrılarak, bugün Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Teberda vadisine gelişlerini anlatan öyküler, yukarıdaki görüşü günümüze değin getirmektedir. Bugünkü Abazin halkının bir bölümü olan Aşkharıwa'larla Aşıwa'ların büyük bir grubunun Abhazya'nın kuzeybatısından ayrılarak bugünkü Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ne gelişi bu öykülerde açıkça anlatılmaktadır. L. Lavrov'un yazılarından anlaşıldığına göre, Abazinler, Adler, Tuapse, Lazarev bölgelerinde yaşarlardı. Abazin köyleri, Soçi'nin kuzeybatısına kadar olan bölgelerde dağınık biçimde yerleşmişlerdi. Bu bölgelerdeki yer isimleri Abazinlerin, tarihin geçmiş çağlarında da bu bölgede yaşadığını kanıtlamaktadır.

L.N. Lavrov'a göre Aşkharıwa halkı Adler ile Gagra arasında yaşardı. Bunların kuzeybatısında ise T'ap'ant'a (Aşıwa'ların başka bir ismi) halkı otururdu. Birinci yüzyılın ikin¬ci yarısında Karadeniz kıyılarında feodal toplum biçimi oluşmaya başladı. Bu çağlarda Abhazya'da krallık yönetimini ve Abhaz Kraliyet hanedanlarını görüyoruz. Psıl ve Sanıg kabilelerinin de Abhaz Krallığı'na bağlandıkları anlaşılmaktadır.

 

 
 

 

Konu üzerinde araştırma yapan bilimadamlarının açıklamalarına göre önce Apsıwa (Abhaz) toplumu oluşmaya başlamıştır. Daha sonra bu topluluktan ayrılan gruplar Abazin Halkı'nı oluşturmuşlardır. Z.V. Ançabadze adlı araştırmacı "Abasg ve Bazıg ismi Abhazlardan olan bir halk grubunun ismidir. Bunlar Abazinler'dir. şimdi büyük bir kısmı kuzeyde yaşamaktadır. Bu halk Aşıwa (T'ap'ant'a) ve Aşkharıwa kollarından oluşmaktadır." der. L.Lavrov ise bir başka görüş getirir. Lavrov'a göre Abazinler, Abhazya'da; Karadeniz kıyılarında, Abhazya'nın kuzeyinde yaşamışlardır. Lavrov şöyle yazmaktadır: "Abazin dilinin Abhazca'ya benzerliği, yüzyıllar boyunca Abazin halkının ataları ile Abhazların komşu olmasından kaynaklanmaktadır." L.Lavrov'un, "Kuzey-batı Kafkas Boylarının Ortaya Çıkışı Üzerine" adlı araştırmalarında şu sözler yer alır: "Abazinler, Karadeniz kıyılarında yaşayan, Abhazlarla komşu olan ve onlarla kaynaşmayan boylardandır." Abazinler XIV ve XV. yüzyıllarda dağların kuzey yüzüne göç ederek yerleşmişlerdir. Dilleri ile ilgili araştırma yapan bilginlerin yazılarına bir göz atmakta yarar vardır: S.H.Bğajba'nın yapıtı "Abhaz Dilinin Bzıb Dialekti" adlı yapıtında, Abhaz ve Abazinlerin dil kurgusu bakımından aynı, fakat konuşma açısından farklılık gösteren boylar olarak yan yana yaşadıkları vurgulanmaktadır. Aradan geçen yüzyıllar farklılıkları arttırmıştır. şimdi bile her iki dilde benzerlikler çoktur. Gramer açısından ve sözcükler bakımından benzeşim büyüktür. Bu benzeşime en uzak kalan T'ap'ant'a (Aşıwa) diyalekti ile konuşanlar bile Abhazlarla anlaşabilir.

Bu iki boyun dil benzerliği üzerine Gürcü araştırmacı Ketevana Lomatidze şöyle der: "Aşıwa konuşma biçimi, Aşkharıwa ve Apsıwa konuşma biçimlerinin gramatik gelişme üslubunu korumuştur. Aşkharıwa konuşma biçimi ise Apsıwa ve Aşıwa biçimlerinin her ikisine de yakındır, ikisi arasında yer alır." Abazin halkının dili ve tarihi üzerine çalışan A.Genko'nun yapıtı "Abazin Dili"nde, Abazin sözcüğü ile ilgili şöyle bir bölüm vardır: "Kuzey Kafkasya'nın diğer Çerkes boylarından olan Adığeler, güneybatı komşuları olan Karadeniz kıyılarına kadar uzanan boylara (Abaze, Abadze) derlerdi." Bu iki dil üzerine araştırma yapanlar, L.Lavrov'un "Dillerin benzeşimi, iki toplumun komşu olmalarından kaynaklanmaktadır" savını, yanlış bir değerlendirme sayarlar. Z.V.Ançabadze'nin şu sözleri de L.Lavrov'un savına uymamaktadır. "Dil birliğinin, halkın kültür benzeşiminden doğduğu kabul edilemez. Çünkü sözkonusu olan, dillerin benzeşmesi değil, gramer benzeşmesidir. Köken olarak sözcük benzeşimidir. Abazinlerin ve Abhazların dillerinde gramer ve sözcük birliği vardır. Bu benzerlik, komşuluktan ve kültür yakınlığından doğmaz." Lavrov dışındaki diğer araştırmacıların görüşleri de bu görüşe uymaktadır.

Abazinlerin atalarının Karadeniz kıyılarında, Soçi, Tuapse, Lazarev yörelerinde, Abhazya ile komşu olarak yaşadıkları doğrudur. Ancak bunlar, bu çağlardan önce Abazin ve Abhaz boylarının dil, kültür, yerleşim bölgesi olarak "aynı halk olmadıkları" sonucu çıkmaz, savı yaygındır.

 

 
 

Açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Abazinlerin tarihini aydınlığa çıkarmakta Z.V. Ançabadze'nin görüşünü gerçeğe daha yakın olarak kabul etmekteyiz. Ancak, Abazinlerin toplum olarak kendilerine has bir düzen kurarak, Abhazlardan ayrıldıkları görüşüne de tam olarak katılmak mümkün değildir. XV. ve XVI. yüzyıllarda, Abazinlerin kalabalık gruplar halinde kuzeye göçerlerken de Abhaz dilinden ayrı olarak, Abazin dili oluşmuştu. Bu olgu, Ançabadze'nin savını az da olsa zayıflatmaktadır. Ançabadze'nin savını zayıflatan bir durum daha söz konusu olmaktadır. Bugün Adığey ve Abhazya'da yaşayan halklar içerisinde, diyalekt farklılığını yitirmemiş Abazin grupları ve köyleri vardır. Abazin halkının bir bölümünün dil özelliğini koruyarak Abhazlar arasında yaşaması, Ançabadze'nin savının tersine bir durum ortaya çıkartmaktadır. Bugün bile Abazin grupları Abhazya'nın Ahıçıps, Psıxhu, Psanman köyleri ile Adığey'in Kueşhable, Ulsk, Wılap köylerinde yaşamaktadırlar. Bu durum ise Abazinlerin kuzeye göç etmeden önceki yüzyıllarda da var olduklarını kanıtlamaktadır.

Bilimsel araştırmalara kaynak olan arşivlerde, bu savı doğrulayan bir belge daha vardır. 20 Temmuz 1864 tarihinde Varp yöresinde bulunan bir Rus birliğinin komutanı, üstlerine yazdığı bir mektuptaki "Psıhu halkından olan 105 ailenin, Huıj vadisine yerleşmek için izin istediklerini size duyurmayı görev sayarım" sözü, adı geçen ailelerin o zaman bu yöreye yerleştiğini göstermektedir. Nitekim bugün Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Aşkharıwa kökenli Huıj Du (Büyük Huıj) köyünde, bu ailelere rastlanmaktadır. Bu köy, Yinciğ Irmağı vadisi içinde kurulmuş bulunmaktadır. Arşivlerde bir başka belge daha vardır. Bu belgede ise şöyle denmektedir: "Tuapse'de Abzekh'lerle birlikte yaşayan Abazinlerin Barakhey kolu, Çarlık Yönetimi yasalarına uyacaklarına ilişkin yeminde bulundular. 1826-1832 yılına kadar, Kafkas Dağlarında yaşayan boylardan söz eden etnografik ve istatistik belgeler, X. yüzyıla gelindiğinde bile Abazinlerin Adığe ve Abhaz boyları arasında yaşadıklarını göstermektedir. Bu belgelerden birinde şöyle denmektedir: "Apsnı'da (Abhazya'da) Abhaz ve Abazin adlarında iki toplum yaşamaktadır. Bu topluluklar kendilerini Abhaz ve Abazin olarak isimlendirmektedir."

Bu açıklamalardan sonra Abazinlerin toplum olarak ortaya çıkışlarını inceleyelim. Bu çıkış, 600'lü yıllardan önce olmuştur. Çünkü bu yüzyıllarda Abhazya'da ve diğer Karadeniz kıyısı topluluklarında feodal oluşum, henüz başlamamıştır. Bilindiği gibi toplumların doğuşu ve oluşumu sınıfsal toplumun oluşumuna bağlıdır. Kuzeybatı Kafkasya'da toplumların ortaya çıkışı, feodalizm ile başlamıştır. Zira bu bölgede yaşayanlar arasında eski köy cemaatlerinin oluşumu giderek feodal döneme ulaşmıştır.

VI. yüzyıl içerisinde feodal dönem öncesi yaşamının özelliklerine de rastlanmaktadır. VI. yüzyılın sonu ile VII. yüzyılda Kuzeybatı Kafkasya'da yaşayanlar (Zih'lerle birlikte) arasında feodal yapı oluşmaya başlamıştır. Daha sonraları VII., VIII. ve IX. yüzyıllarda Abhazlar, toplum olarak oluşumlarını tamamlamışlardır.

VIII. yüzyılda, kuzey Abazaları (Abazinler) arasında Ghambısta (Wıerkh), yani soylu sözcüğü ve bu sözcükle nitelenen sınıf ortaya çıkmıştır. Bu soylu ailelerin en büyük zenginliği hayvan sürüleri idi. Karadeniz kıyılarındaki dar şeritlerde ise kalabalık hayvan sürülerini doyuracak otlaklar yoktu. Abhaz, Gürcü ve Abazin soylularının sürülerine yetecek otlak bulunamayınca daha kuzeye göç etme zorunluluğu doğmuştur. Böylece Abazinlerin kuzeye göçüşü başlamıştır. Bu göç sırasında kimi Abhaz soyluları da Abazinlerle birlikte kuzeye göç etmişlerdir. Bugün, bu aileler Abazinleşmiştir. Örneğin; Xhrıps (Marşan) ve Daguna (Argun) soyları bugün Uzunyayla ve Sivas yörelerinde, Abazin köylerinde oturmaktadır.

 

 
 

Abazinlerin kuzeye göçlerinin nedeni ve göçün nasıl yapıldığı bugüne dek tam olarak aydınlığa kavuşturulama-mıştır. Çarlık dönemi araştırmacıları, Abazinlerin kuzeye toptan göç etmediklerini, peyder pey göç ettiklerini söylemektedirler. Bu konuda da bugüne dek sağlam bir görüş birliği oluşmamıştır. J.Guldenştayn, S.Boronevski, L.Lule, Abazinlerin XVII. yüzyılda kuzeye gittikleri savını ortaya atmışlardır. Bu savın yanlışlığı, bilinen bir olay ve belgelerle kanıtlanmaktadır. Yegebekhua (Gebekhua) Dudar adlı Abazin Prensinin 1555 yılında Khaberdey elçileri ile birlikte, bugünkü Karaçay-Çerkes yöresinin temsilcisi olarak Moskova'da Çar İvan Grozni nezdinde görevlendirildiği ve uzun süre Moskova'da kaldığı saptanmıştır.

XVI. yüzyılda Abazinlerin kuzeye, bugünkü Karaçay-Çerkes ve Adığey Cumhuriyetlerine yayıldıklarını belirten Ekaterini Kuşeva, "Kuzey Kafkasyalılar ile Rusya İlişkileri" adlı yapıtında, 1570 yılında yazılan bir belgeden söz etmektedir. Bu yazıda, "Büyük Khaberdey Prensi Temrıkhua, Abazinler ve Besleneylerin yardımına geldi", cümlesi yer almaktadır. O halde, XVII. yüzyıl tezinin doğru olmadığı açıkça ortaya konmaktadır. Diğer bir grup yazar, Abazinlerin Kuzeye göçünü daha eski çağlara götürürler. N.F. Yakovlev'e göre XI. yüzyılda Abazinlerin kuzeye göçü başlamıştır. A.N. Genko'ya göre ise Aşıwalar XII ve XIII. yüzyıllarda, Aşkharıwalar ise XIV. yüzyılda kuzeye gelip yerleşmişlerdir.

Arşiv belgelerine göre, 1239-1240 yıllarında Moğollar, GürcistanGürcüstan üzerinden Kafkasya'ya saldırmışlardır. Saldırının ağırlığı karşısında sıkışan kıyı halkları, Moğolların ulaşamayacağı sarp dağ vadilerine çekildiler. XIV. yüzyılda da Timur orduları kuzeyden, steplerden gelerek Kafkasya'ya saldırmıştır. Saldırganların çekilmesinden sonra kuzeyde çok geniş yaylaklar ve otlaklar boş kalmıştır. Toprağı az olan deniz kıyısı halkının boşaltılmış geniş topraklara doğru uzanması olağandır. Abazinlerin Aşıwa kolunun XIV. yüzyıl sonu ile XV. yüzyılda peyder pey bugünkü Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ne yerleşmiş olduklarını açıkça söyleyebiliriz. Aşkharıwa kolu ise XV. yüzyılın ikinci yarısı ile XVII. yüzyılın ilk çeyreğine kadar olan zaman dilimi içerisinde peyder pey kuzeye gelip yerleşmişlerdir. Daha sonraki dönemlerde de bu göçler sürmüştür. Örneğin; Barakhay kabileleri 1830'larda kuzeye gelmiştir. Dağı aşan Abazinler önce Teberda, Kubina, Yincig Irmakları kıyılarına, Gum ve Malka vadilerine yerleşmişler, daha sonra bugünkü Adığey ve Khaberdey yörelerine kadar dağılmışlardır. Bu dönemde Abazinler artık Aşıwa ve Aşkharıwa diyalektleri ile konuşan, iki bölümlü bir toplum olarak oluşumlarını tamamlamışlardır. Aşıwalar bu dönemde altı alt kola ayrılmakta idiler. Bu nedenle Tatar ve Osmanlılar Aşıwalar için "Altı Kesek Abaza" deyimini kullanmışlardır. Nitekim bugün bile Uzunyayla'da bulunan Aşıwa köyü(Lokıt veya Lokhuaje) Altıkesek ismini taşımaktadır.

 

 
     
 

Bu kollar şunlardır:

1- Loo'lar ve Loo'lara bağlı olan ailelerin oluşturduğu grup,

2- Bibard Grubu,

3- Darıkua Grubu,

4- Khılış Grubu,

5- Jantemir Grubu,

6- K'açüa Grubu,

Abazinler'in Aşkharıwa grubu kuzeye geldiğinde şu kollardan oluşmakta idi:

1- T'am Grubu,

2- Bağ Grubu,

3- Mısılbiy Grubu,

4- Khızılbiy Grubu,

5- Başılbiy Grubu,

6- Barakhay Grubu,

7- Şegerey Grubu.

Dağınık bir biçimde kuzeye yerleşen gruplardan Barakeyler'in çoğunluğu, Kızılbiy, Başıkbiy, Mısılbiy ve Şegereyler'in önemli bir bölümü, Siydı-Yismel ve Gebekhua (Yegebekhua) ailelerine bağlı olarak Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Geride kalan aileler grup grup birleşerek bugünkü Huıj Du, Huıj Çık'un, Çagarya (Şegerey), Abaza Hable, Guım Lokıt, Kubina Lokıt, Yincig Lokıt, Bibardkıt (Albırğan), Psıjkıt (Darıkuakıt), Karapagua, Marakıt gibi köyleri kurmuşlardır. Geri kalanların bir bölümü ise Habaz Rayonu ile Adığey, Khaberdey bölgeleri ve Pyatigorsk kentine kadar dağılarak yerleşmişlerdir.

Abazinler, 1864 büyük göçüne kadar yurtlarında yukarda belirttiğimiz gruplar halinde yaşamışlardır. Daha çok at, sığır ve koyun yetiştirmekteydiler. Tarımla uğraşanlar ise buğday, arpa, mısır gibi tahıllar ile meyve yetiştiriyorlardı. Yetiştirdikleri ürünler ile el sanatı üretimlerini, kendilerinin imal edemedikleri mallar karşılığı olarak satarlardı. O devirden kalan istatistiklerden anlaşılacağı üzere Kuzey Kafkasya'da kalabalık yerleşme merkezleri çoğalınca, bu tür ticaret daha da genişledi. 1849 Nisanının 23'ünde, o zamanki adı ile Batalpaşinski (Çerkesk) kenti pazarında Abazinler'in 1000 post, 800 yamçı, 578 Çerkes Erkek Elbisesi, 400 çift yün çorap ve eldiven, 300 büyükbaş hayvan, 4500 at sattıkları anlaşılmaktadır. Karşılığında, 19044 som (altın para) almışlardır. Aynı gün satın aldıkları mal listesi de şöyledir: 15000 metre sırma sim, çok sayıda yatak ve masa örtüsü, semaver, 320 sandık, 280 ayna... Aynı şekilde Pyatigorsk, Georgievsk, Stavropol ve diğer kentlerde de pazarlar kurulur ve buralarda da Abazinler alış-veriş ederlerdi.

Büyük göçte anayurttan ayrılmak zorunda bırakılan Abazin grupları bugünkü Türkiye, Mısır, Ürdün, Suriye gibi ülkelere yerleştirilmişlerdir. Türkiye'de yaşayan Abazinler Uzunyayla bölgesinde; dört köy Pınarbaşı'na, dört köy ise Şarkışla'ya, Sivas'ın Yıldızeli ilçesi ve merkez ilçeye bağlı köylerle, Artova, Tokat, Havza yörelerine, Tufanbeyli, Yozgat-Sorgun, Çorum-Alaca, Eskişehir köylerine ve bir miktar da Ahlat-Adilcevaz yörelerine yerleştirilmişlerdir. Ankara, İstanbul, İzmir, Kayseri, Sivas, Eskişehir, Adana, Mersin gibi kentlere yerleşen Abazin aileleri de vardır.

Ekim Devriminden sonra başlayan dönemde yaşam biçiminin değişmesi ve kentleşme sonucu bugün anayurtta kalan Abazinler Karaçayevsk, Çerkesk, Yerkinşahar, Teberda, Yersokan, Nalçik, Pyatigorsk ve Maykop gibi kentlerde de diğer Çerkes grupları ile bir arada yaşamaktadırlar.

http://deguneaslan.blogcu.com/CERKESLER/

 

 

 
     

 

 

tugrul.kirmizi@gmail.com 

www.mahmutmarsan.com      

www.tugrulkirmizi.com

www.mahmutmarsan.com /marsanlar  "Marşanlar Web Sitesi"